Birlikte
STÖ Yardım Masası
Bilgiye Erişim, Danışmanlık ve Aktif Yardım Projesi
Film Köşesi
Facebook Twitter

Azınlığın da Azınlığı: Mülteci LGBTİ+’lar

Güncelleme Tarihi 20.06.2019

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) 2018 Küresel Eğilimler raporuna göre evlerinden, ülkelerinden kaçmak zorunda kalan insanların sayısı rekor düzeye ulaşmış durumda.

2018 yılı verilerine göre dünyada  toplamda yerinden edilen 70 milyon 800 bin insan var… Bu sayı, 20 yıl öncekinin 2 katı ve geçen yılki sayıdan 2,3 milyon daha fazla...

Bu sayının önemli bir bölümünü ise mülteciler oluşturuyor. UNHCR’ın  raporuna göre  2018 yılında, dünya genelindeki mülteci sayısı 2017’deki sayıya göre 500 bin artarak 25,9 milyona ulaştı.

Dünyanin dört bir yanına dağılmış olan mültecilerin önemli bir bölümü de Türkiye’de yaşıyor. Yoğun göç alan ülkelerden biri olan Türkiye’de çoğu Suriyeli olmak üzere 3,7 milyon mülteci yaşıyor.

Bununla birlikte ülkenin sıcak gündeminde yerlerini koruyan mülteciler, haklarında en çok nefret söylemi üretilen gruplar içerisinde… Ayrımcılıkla ve nefret söylemiyle birlikte şiddetin de öznesi olan mülteciler yaşamak için izole olmak, içlerine kapanmak zorundalar…

Ama içlerine daha da kapanmak zorunda bırakılan, ayrımcılığı, nefret söylemini ve şiddeti katmerli yaşayan bir grup daha var. Mülteci LGBTİ+’lar…

Mülteci LGBTİ+’lar cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimlikleri dolayısıyla heteroseksüel mültecilerin yaşadığından daha fazla ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Yabancısı oldukları bir ülkede hem sığındıkları ülkenin vatandaşlarından hem de kendi toplulukları tarafından dışlanıyorlar, yok sayılıyorlar.  Mülteci LGBTİ+’lar toplum içinde “azınlığın da azınlığı” olarak sorunları derinden yaşıyorlar.

“Mülteci LGBTİ+’lar çok katmanlı ayrımcılıkla karşı karşıya”

2007 yılından bu yana sığınmacı ve mülteci LGBT bireylere  destek veren Kaos GL’den Avukat Hayriye Kara, ayrımcılığın çok katmanlı ve her katmanda farklılaşan, derinleşen, üst üste binerek ağırlaşan bir insan hakkı sorunu olduğunu vurgularken, her bir kategorinin farklı ayrımcılık pratik ve mağduriyet yarattığı gibi, bazı durumlarda da bu kategoriler arasındaki kesişim alanlarında yer alan grupların katmanlı bir ayrımcılık pratiğine maruz kaldığını söylüyor.

LGBTİ+ mültecilerin durumunun da kesişim alanlarında katmerli bir ayrımcılığa maruz kalma gerçeği üzerinden ele alınması gerektiğini söyleyen Kara, kendi ülkelerinde cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, cinsiyet özellikleri, cinsiyet ifadesi temelli ayrımcılık ve zulme uğrama haline bir de geldikleri ülkede yabancı düşmanlığının da eklendiğini söylüyor.

“Türkiyeli LGBTİ+’ların maruz kaldığı ayrımcılık ve nefret temellerine, LGBTİ+ mülteciler söz konusu olduğunda yabancı oldukları bir ülkede olma, kağıtsız/hukuki statüsünün olmaması, vatandaşlık korumasından yoksun olma, dil bariyeri de eklenmektedir.”  diyen Kara, mülteciler içerisinde yer alan toplumsal grupların da da homofobi, bifobi ve transfobiden ari olmadığını hatırlatıyor ve bu durumun LGBTİ+ mültecilerin mevcut dayanışma ağlarının içerisinde yer almasının önünde önemli engeller teşkil ettiğini söylüyor.

“Mülteci LGBTİ+’lara yönelen şiddet görünmez kalıyor”

Türkiye’de Mülteci LGBTİ+’larla çalışan az sayıda sivil toplum örgütünden biri olan Hevi LGBTİ+’dan Müzeyyen Araç da Türkiye gibi LGBTİ+ dostu olmayan ülkelerde ayrımcılık ve ötekileştirmenin tüm alanlarda yaşandığını hatırlatarak, “Türkiye’de yaşayan bir mülteci LGBTİ+ iseniz bu ayrımcılık ve ötekileştirmeye çoklu maruz kalıyorsunuz. “diye konuşuyor.

Özellikle küçük kentlerde yaşayan LGBTİ+ mültecilerin daha fazla ayrımcılığa uğradığını söyleyen Araç, “Küçük kentlerde yaşama alanı kısıtlanan hatta çoğu zaman bulunamayan Türkiyeli LGBTİ+’ların durumu ortadayken, uydu kent uygulamasıyla bu küçük kentlere hapsedilen mülteci arkadaşlarımız çoğu zaman ayrımcılığa maruz kalıyor, kimi zaman bu ayrımcılık şiddete, taciz ve tecavüze dönüşüyor. Buna maruz kalan Mülteci LGBTİ+ arkadaşlarımız çoğu bu sebeple psikolojik sorunlar, travmalar yaşıyor.” diyerek durumu özetliyor.

Mülteci LGBTİ+’lara yönelen şiddetin de görünmez olduğunu anlatan Araç, “BM’nin kırılgan grup içerisinde saydığı mülteci LGBTİ+’lar haklara erişimlerinde, devlet dairelerinde kısacası tüm kamusal alanlarda şiddete maruz kalıyor. Fakat bu maruz kalınan şiddet çoğu zaman şikâyet mekanizmaları işletilemediği için görünmez kalıyor.” diyor.

Sivil toplum ayrımcılıktan azade değil

Türkiye’de çok sayıda sivil toplum örgütü mültecilik alanında çalışma yapıyor.  Mültecilerle insani yardımdan savunuculuğa uzanan bir hatta çalışma yürütülürken, Müzeyyen Araç ve Hayriye Kara dışlayıcı ve ötekileştirici tavrın sivil toplum örgütlerinden de azade olmadığına işaret ediyor.

Araç ulaştıkları mülteci LGBTİ+’ların büyük çoğunluğunun LGBTİ+ fobiden dolayı insani yardıma erişemediğini söylerken, mülteci LGBTİ+’ların bu yardıma “hak” kazanmasının tamamen yardım yapan kurumun LGBTİ+ bakış açısına kaldığını aktarıyor.

Kara da bu dışlayıcı tutumun ana akım insan hakları savunucularının mücadele pratiğini etkilediğini şöyle anlatıyor.

 “Mülteci hakları alanında yaşanılan sorunlardan biri; ana akım insan hakları savunucularının, herkesin “heteroseksüel ve na-trans” olduğu ön kabulüdür. Bu ön kabul kimi zaman da doğrudan yok sayma hak temelli çalışan sivil toplum örgütlerinin LGBTİ mültecilere ulaşamamasına ve aynı zamanda mültecilerin de bu örgütlerle iletişime geçmek istememesine ya da çekinmesine neden oluyor. Pek tabi mücadele pratiğini de etkiliyor, “karşılaşana” kadar akla gelmiyor. “ 

Mülteci LGBTİ+’lara ulaşmak zor

Farklı kentlerde yaşayan mülteci LGBTİ+’larla etkileşimin sınırlı olduğunu da aktaran Araç, mülteci LGBTİ+’ların gettolara sıkıştırıldığını aktarıyor.  Araç, dil bariyerinin de önemli bir sorun olduğuna işaret ederken Türkiye LGBTİ+ hareketinin tutumunun da zaman zaman bu etkileşim önündeki engel olduğunu söylüyor.  

Araç şöyle konuşuyor:

“Türkiyeli LGBTİ+’ların Türkiye’de birkaç büyük şehir dışında örgütlenmeleri çoğu zaman mümkün olmamakta. Mülteci LGBTİ+’lar özelinde yer alan Suriyeli LGBTİ+ arkadaşlarımız, Türkiye’nin birçok farklı kentinde yaşamakta ve bu yüzden Türkiye’deki LGBTİ+ hareketine çok fazla ulaşamamaktadır. İran, Afganistan ve diğer Ortadoğu ülkelerinden gelen arkadaşlar İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerin dışında kalan uydu şehirlere yerleştirilmekte. Bu da arkadaşlarımıza etkileşimi zorlaştırmaktadır. Var olan dil bariyeriyle de iletişim kısıtlanmada mülteci LGBTİ+ arkadaşlarımızın kendi aralarında kurdukları gettolara sıkışmalarına neden olmaktadır. Mülteci LGBTİ+ arkadaşlarımızı gettolara sıkışmasının ikinci sebebi ise Türkiye LGBTi+ hareketinin farkında ya da farkında olmadan geliştirdiği ırkçı tutumudur.”

** Kaos GL'nin İranlı LGBTİ mülteciler görüşerek hazırladığı ve 2016 Ağustos'unda yayınladığı "Tekin Olmayı Beklerken: LGBTİ Mültecilerin Ara Durağı Türkiye" başlıklı rapora buradan ulaşabilirsiniz.  

Hevi LGBTİ Deneği'nin çalışmalarını ise http://hevilgbti.org/ adresinden takip edebilirsiniz. 

 
Paylaş
Bu web sitesi, STGM tarafından yürütülen ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen Etkin Katılım İçin Sivil Toplumun Gelişimi projesi kapsamında yayın yapmaktadır.
Web sitesinin Avrupa Birliği'nin resmi görüşlerini yansıttığı düşünülmemelidir.