TechSoupTR
Arama
Birlikte
Destek Noktası
Video Köşesi
Facebook Twitter Linkedin Instagram Youtube

Cinsel Şiddetle Mücadele Hepimizin Sorumluluğunda

Güncelleme Tarihi 25.11.2019

Cinsel şiddet hakkında konuşulması en zor şiddet türlerinden biri... Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği ( CŞMD) ise bu zor alanda cinsel şiddetin önlenmesi, azalması, konu ile ilgili toplumsal farkındalığın artması için inatla çalışıyor. 

Okullarda gençlerle, üniversitelerde ve medya kuruluşlarıyla birlikte yaygın ve yanlış algının değişmesi için çalışan CŞMD, yakın zamanda ise "Öyle değil Böyle" kampanyasını hayata geçirdi. Cinsel şiddeti besleyen toplumda doğru bilinen yanlışlara dikkat çekmek, cinsel şiddete maruz bırakılanları suçlayan ve failleri aklayan algı ve pratikleri görünür kılmak ve bunlara alternatifler üretmek için yürütülen kampanya sosyal medyada başta olmak üzere kamuoyunun da dikkatini çekti. 
 
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele günü öncesinde hayata geçirilen kampanya, cinsel şiddetle mücadelede herkesin sorumluluğu olduğuna dikkat çekerken, toplumun her kesimini dilin dönüşmesi, cinsel şiddetin önlenmesi için birlikte yol almaya davet ediyor. 
 
Peki, nasıl birlikte yol alabiliriz? Bu sorunun yanıtını Türkiye'de cinsel şiddetle mücadele başlığında spesifik olarak çalışan tek dernek olan ÇŞMD'nin Kampanya Koordinatörü Begüm Baki ve Medya Birimi Koordinatörü Şehlem Kaçar'dan aldık.
 
Baki ve Kaçar'la hem kampanya sürecini hem de yaygın bilinen yanlışları ve bunların nasıl değiştirileceğini konuştuk. 
 
 
Cinsel Şiddetle Mücadele olarak, geçtiğimiz haftalarda cinsel şiddetle ilgili yaygın inanışlara ve bu inanışları besleyen dile karşı kadın sanatçılarla bir araya gelerek “Öyle Değil Böyle” kampanyasını hayata geçirdiniz ve kampanya hem internet medyasında hem de sosyal medyada epeyce duyuldu. İlk olarak kampanyanın hazırlık sürecini anlatır mısınız? Nasıl bir planlama süreci yürüttünüz? Bu görünürlüğü nasıl sağladınız?
 
Begüm Baki: Türkiye’de cinsel şiddetin önlenmesi, azalması ve konu ile ilgili toplumsal farkındalığın artması için toplumun her kesimini çözümün bir parçası olabileceği bir kampanya yapmak istedik. Cinsel şiddetle ilgili yanlış inanışları (mitleri) değiştirmeye yönelik; tüm bireyleri kapsayan, hak temelli ve güçlendirici bir algının oluşmasını sağlamayı hedefledik. Kampanyada,  kamuoyunda tanınan, cinsiyet eşitlikçi bakış açısı olan ve hak ihlallerine tepki gösteren isimlerin yer almasının etkimizi artıracağı düşüncesiyle davetlerimizi yaptık.
 
Ayça Damgacı, Berrak Tüzünataç, Ceren Moray, Esra Dermancıoğlu,  Hasibe Eren, Laçin Ceylan, Seyhan Arman ve Tülin Özen bu çağrımıza cevap verdi ve çalışmaya başladık.
 
Hazırlık sürecinde kampanyaya katılan isimlerde iletişim halinde kaldık. Önerilerini aldık, kampanyanın hedefine ulaşabilmesi için birlikte yapabileceklerimizi planladık. İstanbul’da yerel yönetimlerle yaptığımız görüşmeler sonucunda kampanyamızın billboardlarda yer almasını sağladık. İletişim stratejimizi görsellerin toplumun her kesimine ulaşabilmesi hedefiyle oluşturduk. Her ne kadar kampanya görsellerinde temsili olarak yer almasa da, cinsel şiddete erkeklerin ve cinsiyetinden bağımsız herkesin maruz bırakılabileceğinin altını çizmek istiyoruz. Bu konuda toplumsal cinsiyet eşitlikçi bir perspektife sahip olduğunu düşündüğümüz erkekleri de kampanyamıza katılmaya davet ettik, en az beş kişiyle görüştük, fakat ne yazık ki çekim için bir gün ayarlayamadık. Bunların içinde çaba gösterenler de oldu tabii ki.
 
Kampanya görsellerinde yer alan mesajları mit ve gerçek olmak üzere iki kategoride verdik. Mesajları kolektif olarak ürettik. Katılımcılarla paylaştık, üzerinde tartıştık. Mitler için ana akımda yer alan haber başlıklarını taradık, kullanılan yaygın medya dilini temel alarak, herkesin ilk okuduğunda ne söylemek istediğimizi anlamasını hedefledik. Bu mitlere karşılık gerçekte olan ve olması gerekenleri yazdık. Mesajlarımızın herkes tarafından net bir şekilde anlaşılabilmesi çok önemliydi, aldığımız geri bildirimlerden bunu başarabildiğimizi düşünüyorum.
 
 
Bu kampanya aslında sizin bir süredir yürüttüğünüz “Öyle Değil Böyle” çalışmasının bir ürünü.  Biraz da bu çalışmadan bahseder misiniz?

Şehlem Kaçar: Öyle Değil Böyle projesi 2017 yılında başladığımız Dilimizi Dönüştürüyoruz projemizin bir uzantısı aslında.  Dilimizi Dönüştürüyoruz projemizde yalnızca medya diline odaklanmıştık ve medya kurumlarıyla, iletişim fakültesinde okuyan öğrencilerle atölyeler düzenledik, iş birlikleri geliştirmeye gayret ettik. 2018 yılında ise kullandığımız dili daha genele yayarak gündelik ilişkilere de değindik.

Proje kapsamında “Flört Şiddetinden Güvenli İlişkilere” seminerlerinde ilişkilerde  özel alana hapsedilen, rahatlıkla konuşulamayan flört şiddetini sorunsallaştırarak daha güvenli ilişkileri kurmanın yollarını tartıştık. Aynı zamanda medya çalışmamıza devam ederek medya profesyonelleri, aktivistler, yurttaş gazeteciliği ile ilgilenen kişiler ve öğrencilere verdiğimiz “Cinsel Şiddet Alanında Hak Temelli Habercilik” atölyelerinde medyanın cinsel şiddet haberi oluştururken yaptığı metinsel ve görsel hatalara dikkat çekerek, bu hataları doğrulara dönüştürmeye çalıştık.

Medyanın görsel dilini daha hak temelli bir çerçeveye doğru dönüştürürken gördük ki görsel anlamda bir eksiklik söz konusu. Özellikle kullanılan görseller cinsel şiddete maruz bırakılan kişiyi çaresiz gösterecek ve kurbanlaştıracak şekilde ve medya haberi yapılırken doğru görseller seçilemiyor. Bu seçimin en temel nedeni eski haberleri tekrar etme geleneği,  imaj bankalarından alınan görsellerin zaten bu kurbanlaştırmayı içermesi çünkü hak temelli görsel bulunamıyor. Bu soruna çözüm amacıyla bir görsel arşiv oluşturma çalışmasına başladık.

Kampanyanızı “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü” öncesinde hayata geçirdiniz.  Kadına yönelik şiddeti konuşurken elbette ilk olarak yaygın biçimde kadın cinayetlerinden konuşuyoruz. Bununla birlikte “cinsel şiddeti” çok konuşmuyoruz gibi. Siz ne dersiniz? Cinsel şiddet bilerek mi görmezden geliniyor?
 
B.B: Cinsel şiddet hakkında konuşulması en zor şiddet türlerinden biri. Bazı cinsel şiddet türleri medyada yaygın olarak görülürken, bazıları üzerinde ciddi bir sessizlik var. Mağdur suçlayıcılığın bu kadar yaygın olduğu toplumlarda cinsel şiddetin konuşulması iyice zorlaşıyor. Cinsel şiddetten hayatta kalanlar için destek mekanizmaları yeterli değil. Yargıda, kollukta, medyada cinsel şiddete gerekçe üreten, faili aklamaya çalışan bir yaklaşım var. Elbette yürütülen hak mücadeleleriyle çok yol kat ettik. Bu kampanyada da cinsel şiddetle ilgili mitleri bu yüzden kullandık. Cinsel şiddetle mücadele, cinsel şiddeti meşrulaştıran ve görünmez kılan, mağduru suçlayan ve faili aklayan dilin  dönüşmesiyle mümkün olur.
 
Cinsel şiddetle ilgili mitlerin yerleşmesi ve yaygınlaşmasında medyanın rolü yadsınamaz. Bu anlamda kampanya kapsamında medya çalışanlarına yönelik farklı bir çalışma planlıyor musunuz
 
Ş.K: Medya kitlelere ulaşan, söylem kuran bir araç, dolayısıyla dilin kurulmasında, yaygınlaşmasında doğrudan bir rolü var. Medyanın toplumun algısını şekillendirici gücü düşünülerek, hak temelli bir yönde dilini değiştirirse  gündelik hayatta kullanılan dile sirayet edeceğine ve toplumun değişeceğine inanıyoruz. Öyle Değil Böyle kampanyası ile medyadan yapmasını beklediğimiz hak temelli habercilik talebimizin görünür olmasını, cinsel şiddeti yeniden üreten mitler ve mağdur suçlayıcılığa karşı toplumda farkındalık yaratmayı ve medyadan başlayarak toplumda algı dönüşümü hedefliyoruz. Şiddet dilde başlar ve bu sebeple dönüşüm de dilde başlar. Bu nedenle 2017 yılından beri “Cinsel Şiddet Alanında Hak Temelli Habercilik” adıyla bir atölye düzenliyoruz. Bu kampanya sonrası da medyaya yönelik içerik üretmeye ve atölyeler düzenlemeye devam edeceğiz. Ama tabii ki etkimizi ve dönüşüm sağlayabileceğimiz mecraları düşünerek bu atölyeleri planlayacağız.
 
 
Cinsel şiddete maruz bırakılan kişilerden bahsederken nasıl bir dil kurmak gerekiyor?
 
Ş.K: Haberin dili, çerçevesi, görsel kullanımı hayatta kalanın haklarına odaklanmalı, kapsayıcılığı ve temsil çeşitliliğini sağlamalı ve ayrımcı söylem üretmemelidir.Ayrıca hayatta kalan ile röportaj yaparken onların kendi deneyimlerini ve öykülerini ajite etmeyen bir dil kullanarak , diğer hayatta kalanlara “ben cinsel şiddete maruz bırakıldım” deme cesareti veren sorular yöneltilmelidir.  Güçlendirici haberler hayatta kalanları güçlendirecek; hem devletin hem de kurumların hukuki sorumluluklarını hatırlatacak ve cinsel şiddetle ilgili yanlış inanışların ortadan kalkmasına, cinsel şiddetle ilgili sessizliğin kırılmasını sağlayacaktır. Cinsel şiddetle mücadelede ancak bu yolla mümkündür.
 
Cinsel şiddet hakkında konuşurken ya da haberleştirirken nelere dikkat etmemiz gerekiyor?
 
Ş.K:  Cinsel şiddet bir kişinin rızası dışında, rızası inşa edilerek  ya da rıza gösteremeyeceği durumlarda katılmaya zorlandığı her türlü  cinsel eylem ve hareketleri tanımlar.  Rıza gösteremeyeceği durumları kişinin  alkol, uyuşturucu etkisi altında olduğu durumlar ya da bedensel veya zihinsel/ruhsal olarak rıza vermekte  yetersiz kalabileceği durumlar olarak tanımlayabiliriz. Cinsel şiddet  içinde bulunulan kültürde normalleştirilen, öğrenilen, sosyal yollarla inşa edilen ve aktarılan, geniş çapta yaygın şiddet davranışların kabul gördüğü bir şiddet biçimidir. Yani bu şiddet kültür yoluyla aktarılıyorsa, bu aktarım durdurulabilir, kınanabilir  yine kültür yoluyla algı değişimi ile önlenebilir. Yani değişim bizimle, dilimizi değiştirmemizle, yaygın olarak kabul gören ama yanlış olan toplumsal algılarımızı sorgulamamızla başlıyor. Haber yaparken ise algı yarattığımızın farkında olarak, haberi röntgenci hazza hizmet edecek konseptle oluşturmamaya, tıklanma sayısına değil, haberde hayatta kalanının haklarını gözetmeye odaklanmalıyız. Haberde kullandığımız görseller içinse duygusal sömürü içermeyeni kişinin hakkını gözeten, tetikleyici ve yargılayıcı detaylar içermeyen görseller tercih edilebilir.Ya da konu hakkında bilgi verici dövizler, eylemlerden mesaj veren görseller, kişileri mücadeleye çağıran tarafsız görseller  kullanılabilir. Böylelikle cinsel şiddet ile mücadelede “hepimizin yapabilecekleri var” hissi her okuyucuda oluşabilir.
 
Paylaş
Bu web sitesi Avrupa Birliğinin maddi desteği ile oluşturulmuştur ve sürdürülmektedir. İçerik tamamıyla Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği'nin sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliğinin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.