Birlikte
STÖ Yardım Masası
Bilgiye Erişim, Danışmanlık ve Aktif Yardım Projesi
Film Köşesi
Facebook Twitter

“Çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılmasında temel yükümlülük devletindir”

Güncelleme Tarihi 13.06.2019

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 1992’de Türkiye'de çocuk işçiliğinin sona erdirilmesine yönelik programını başlattığında, o dönemde çalışan çocuk sayısının 1,5 milyon olduğu belirtilmişti.  Bugün ise istatistikler çocuk işçiliği sayısının 2 milyonu geçtiğini söylüyor. 

TÜİK’in 2018 yılı çocuk istatistikleri de çocuklarda işgücüne katılma oranının 2017’ye göre arttığını ve yüzde 20,3’ten yüzde 21,1’e yükseldiğini veriliyor.  Bu oran son ise 1 yılda 70 bin yeni çocuk iş gücüne katıldığı anlamına geliyor. 

Geçtiğimiz yıl, “Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Yılı” olarak ilan edilse de tablo gün geçtikçe kararmaya devam ediyor. 2018 en çok çocuk iş cinayetinin yaşandığı yıl olarak kayda geçerken, İşçi Sağlığı Meclisi’nin (İSİG) yayınladığı son rapora göre sadece 2019’un ilk beş ayında 29 çocuk çalışırken hayatını kaybetti.

Görsel: İSİG Meclisi

Bugün Türkiye’de çocuklar tarlada, sanayide, sokakta ya da mesleki eğitim süreçlerinde  çeşitli adlarla çalıştırılıyor ya da çalışmaya zorlanıyor. Yoksullukla mücadelenin en bilindik hallerinden biri olarak  aile ekonomisine destek için üretim sürecine katılan çocuklar güvencesiz, kötü ve ağır çalışma şartlarında hayatlarını kaybediyor.  

İstatistikler çocukları rakamlara indirgerken ülkenin en yakıcı gündemlerinden biri olan çocuk işçiliğini, çocuk işçiliğinin görünmez hallerini, iş cinayetlerinde hayatını kaybeden çocukları ve mücadele yollarını  “12 Haziran Çocuk İşçiliğini Önleme Günü” vesilesiyle çocuk hakları savunucusu Ezgi Koman’la konuştuk.

Koman, çocuk işçiliğinin can yakıcı boyutta olduğunu ve çocuk işçiliğiyle mücadelede devletin attığı adımların yetersiz olduğunu söylerken harekete geçmek için öncelikli olarak mevcut durumun ortaya konması gerekliğine vurgu yaptı.  Söyleşimizde Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeler gereği yükümlülüklerini de hatırlatan Koman, çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılmasında birincil muhatabın devlet olduğunun da altını çizdi.

“Çocuk işçi” kavramı gündelik dil pratiğimize yerleşmiş durumda  ve siz bu iki kelimenin yan yana kullanılmamasını savunuyorsunuz. Öncelikle buradan başlayalım,  çocuk ve işçi kavramlarını neden yan yana kullanmamalıyız?

Çocuk işçi kavramından daha çok çocuk ve işçi kavramlarının bir arada olması sorun... Yani çocukların çalıştırılması, onların “işçi” olarak kullanılması. Ve ne yazık ki bu gerçek bir durum. Türkiye’de ve tüm dünyada çocuklar sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacını karşılamak amacıyla çalışmak zorunda bırakılıyor, çocuklar çalışırken yaşamını kaybediyor, şiddete maruz kalıyor, sağlıklı gelişim hakları ve tüm özgürlükleri elinden alınıyor…

Çocuk işçi kavramı durumu göstermesi açısından doğru bir kavram gibi ancak Türkiye’nin de taraf olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre 0-18 yaş arası her birey çocuktur. Dil politik bir araçtır. Dolayısıyla çocuk işçi kavramını kullanmak çocukların çalışmasına alışmamamıza, onların aslında çocuk olduklarını unutmamıza yol açabilir… Bu konuda uyanık olmak gerekir. İnsan hakları ihlalleri alanında kavramların tartışılması bu anlamda önemlidir.

Bu yüzden de “çocuk işçiliği” kavramı sorunu doğru ve kapsayıcı şekilde işaret etmesi sebebiyle daha doğru bir kullanım gibi.

İstatistikler dünyada çocuk işçiliğinin azaldığı yönünde veri sunarken Türkiye’de ise çocuk işçiliğinin arttığını söylüyor.  Türkiye’de çalıştırılan çocukların sektörel ve mekansal dağılımına baktığımızda karşımıza nasıl bir tablo çıkıyor?

TÜİK 2012 yılı Çocuk İşgücü Anketi verilerine göre Türkiye’de ekonomik olarak faaliyet gösteren 6-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 44,7’si tarım, yüzde 24,3’ü sanayi ve yüzde 31’i hizmetler sektöründe çalışmaktadır.

Görsel: TÜİK Çocuk 2012 Çocuk İşgücü Anketi

Ancak burada vurgulanması gereken önemli birşey var. Bu rakamlar 2012 yılına ait rakamlar ve  TÜİK'in aslında 6 yılda bir çocuk işgücü anketini yayınlaması gerekiyor. Ancak 2012’den beri hala bir veri açıklamadı. Dolayısıyla bu veri 2012 yılına ait…

Tarım, sanayi ve hizmet sektörleri dışında çocukların çalıştırıldığını gördüğümüz diğer alanlar hangileri? Örneğin mesleki eğitim kapsamında tutulan çıraklık ya da stajyerlik çocuk işçiliği kapsamında değerlendirilir mi?

İlk olarak çıraklık da stajyerlik de çocuk işçiliğinin türleri arasındadır. Biz çırak olarak  çalışan ya da meslek liselerinde stajyerlik yaparken iş kazasında daha doğrusu iş cinayetlerinde yaşamını kaybeden çocuklar biliyoruz. Dolayısıyla bunlar çocuk işçiliği türleri arasında yer alıyor.  

Meslek liseleri ve çıraklık çocuk işçiliğinin devlet eliyle önünün açıldığı ve hatta legalleştirdiği uygulamalardan biri tanesi ve devlet burada riyakar davranıyor.  Meslek liseleriyle ilgili çok önemli bir konu var. Milli Eğitim Bakanlığı birtakım büyük firmalarla anlaşarak organize sanayi bölgelerinde meslek lisesi açılıyor. Yani çocuklar doğrudan organize sanayi bölgelerinde “eğitim” alıyorlar ya da işte oralarda staj yapmak zorunda bırakılıyorlar.  Yani meslek liselerinde okuyan çocuklar çok erken yaşta çalışma hayatına atılıyorlar ve ucuz işgücü olarak ağır koşullarda çalışmak zorunda bırakılıyorlar.

Geçtiğimiz yıl “Çocuk İşçiliği ile Mücadele Yılı olarak kabul edilmişti. Siz 2018’e  baktığınızda yapılan çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet, geçtiğimiz yıl çocuk işçiliği ile mücadele yılı olarak kabul edildi ve birtakım eylem planları hazırlandı. Ama biz biliyoruz ki bu eylem planlarının çok etkisi olmadı.  Çünkü bu eylem planları ya da mücadele yılı ilan edilmesi çok da samimi değildi…

Biz biliyoruz ki gerçekten mücadele etmek istiyorsanız öncelikle mevcut duruma ilişkin politika geliştirmeniz ve o politikaya ilişkin de mekanizmalar  oluşturmanız gerekir. Ama az önce de dediğim gibi TÜİK en son 2012'de bir veri açıkladı. Bu veri üzerinden bir politika geliştiremezsiniz çünkü o günkü rakamla biz tahmin ediyoruz ki bugünkü rakam arasında çok büyük bir fark var. Yani şu an aşağı yukarı 2  milyon çocuğun çalıştığını düşünüyoruz. İşte bu çocukların arasında Suriyeli çocuklar daha doğrusu mülteci çocuklar da yer alıyor. Dolayısıyla öncelikle mevcut durumu ortaya koyacak veri oluşturmanız gerekir. Ama böyle bir veri yokken neyle, nasıl mücadele edeceksin? Sorunun ne kadar büyük olduğunu bilmiyorsunuz, alanlara ve sebeplere ilişkin bilgiye sahip değilsiniz.  Eee peki, nasıl mücadele yılı olarak ilan ediyorsunuz? Nasıl bir politikanız var? Dolayısıyla çok samimi bir karar değildi ama elbette ki devletin buna niyet etmesi çok önemli.

Görsel: Hayata Destek Derneği'nin 2016'da #3MaymunuOynama kampanyası'ndan

Çocuk işçiliğiyle orantılı olarak iş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocukların sayısının da  arttığını görüyoruz. Hükümetin çocuk işçiliğiyle mücadele yılı ilan ettiği 2018'de iş cinayetinde hayatını kaybeden çocukların sayısı üç kat arttı.  Bu veriyi nasıl okumalıyız?

Çocuk iş cinayetlerinin artması bize çocukların çalışma koşullarının daha da kötüleştiğini ağırlaştığını gösteriyor. İş cinayetlerinin en önemli sebebi kuralsız esnek çalışma ve denetimsizlik. Çocukların iş cinayetlerinde yaşamını kaybetmesi tüm bunlardan çocukların da muaf olmadığını anlatıyor.

Durum gerçekten çok can yakıcı..

Peki, çocuk işçiliğiyle ve cinayetleriyle nasıl mücadele edebiliriz?

Çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılmasında temel yükümlülük devletindir. Devlet öncelikle çocukların temel sağlık, eğitim, gelişim ve barınma gereksinimlerini sosyal haklar temelinde karşılamalıdır. Tüm toplumda gelir dağılımı, istihdam, ücret, sosyal güvenlik ve sendikal haklar gibi sosyal ve ekonomik alanlarda iyileştirme yapılmalı, yoksullukla insan hakları temelinde etkili mücadele edilmelidir.

Çocukların muaf olmadığı esnek, kuralsız ve güvencesiz çalışma koşulları bir an evvel haklar temelinde düzenlenmelidir.

Devlet çocuk işçiliği konusunda her alanda denetim yükümlülüğünü yerine getirmeli, ihlal durumlarında cezai ve idari yaptırımlar uygulanmalıdır. 

Denetleme mekanizmaları işverenden yana değil bağımsız mekanizmalar şeklinde işletilmelidir.

Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uymalı, sözleşmelerin uygulanması için gerekli düzenlemeleri yapmalı ve denetimleri sağlamalıdır.  Özellikle çocuk işçiliğini önlemeye ilişkin ILO’nun 138 No’lu “Asgari Yaş Sözleşmesi” ve 182 No’lu “En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi” hükümlerine uyulmalıdır.

Çocukların ebeveynlerinin ekonomik durumuna yükseltecek, işsizliğe karşı istihdam olanağı yaratacak politikalar yaşama geçirilmelidir.

Her bir çocuğun eğitime erişimi ücretsiz sağlanmalı, kesintisiz eğitim temel alınarak eğitimin niteliği artırılmalıdır. Gereksinim duyan çocuklar için eğitim yardımları sağlanmalıdır.

Mülteci çocukların ebeveynlerinin çalışma izinleri yaygınlaştırılmalı, sosyal hakları olan düzenli işlerde çalışmaları sağlanmalıdır.

Mülteci çocukların okula erişimin önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Ve tabii ki yasal olarak çocuk işçiliğinin her türü yasaklanmalıdır!

İlgili haber:  Çocuklar yalnızca çocukluklarını yaşamak istiyor

Paylaş
Bu web sitesi, STGM tarafından yürütülen ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen Etkin Katılım İçin Sivil Toplumun Gelişimi projesi kapsamında yayın yapmaktadır.
Web sitesinin Avrupa Birliği'nin resmi görüşlerini yansıttığı düşünülmemelidir.