Ana içeriğe atla
Image
Manşet Yatay Görseli
Share

7 milyarıncı bebeğe ne diyeceksiniz?

23.03.2011
'Küresel Vatandaşlık' projesi üzerine çalışan Hakan Altınay, "Çinlilerin saldığı karbon Konya'daki tarımı belirliyorsa oturup 7 milyar insan olarak birlikte yaşamanın raconunu belirlemeliyiz" diyor.

İçerik Alınlık Resmi

'Küresel Vatandaşlık' projesi üzerine çalışan Hakan Altınay, "Çinlilerin saldığı karbon Konya'daki tarımı belirliyorsa oturup 7 milyar insan olarak birlikte yaşamanın raconunu belirlemeliyiz" diyor.

Hakan Altınay uzun yıllar Açık Toplum Örgütü Türkiye ofisinin direktörlüğünü yaptı. Bir süredir, dünyanın en saygın ve etkili düşünce kuruluşu kabul edilen, Kofi Annan, Martti Ahtisaari gibi Nobel Barış Ödülü sahiplerinin desteklediği Brookings Institution’la ‘Global Civics-Küresel Vatandaşlık’ projesi üstünde çalışıyor. Yakın zamanda bu kavram üstüne zihin açıcı bir kitap da çıkardı. Nükleer santralları tartıştığımız bugünlerde, 7 milyar insan olarak birlikte yaşamanın yeni raconunu konuşmalıyız diyor.

Global Civics ne demek, dünya vatandaşlığı mı?
Tam olarak tercüme etmek zor. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın tercümanına bile sorduk. Türkçede karşılığı olmayan nadir kelimelerden biri. Aynı sorun Çincede de var.
Küresel vatandaşlık ya da dünyada birlikte yaşamanın kuralları diyebiliriz belki. Ama bu kalıp da insanları ürkütüyor. Çünkü ABD vatandaşı, Türkiye vatandaşı yahut Senegal vatandaşı olmanın neler getirdiği, bir haklar- sorumluluklar manzumesi olarak neye tekabül ettiği biliniyor. Küresel vatandaşlık daha karmaşık. Neye benzediği, ne haklar içerdiği belli olmayan bir BM pasaportu alacağız zannediyor insanlar ve bunu istemiyorlar.

Hangi endişenin sonucunda küresel vatandaş kavramı doğdu?
Çinlilerin saldığı karbon, Konya’da tarım yapıp yapamayacağımızı belirliyorsa, ABD’nin yaptığı finansal mühendislik Bursa’daki üretimin miktarını belirliyorsa, Meksika’da hortlayan bir hastalık Antalya’ya inecek turist sayısını etkiliyorsa demek ki bizim birbirimize olan etkilerimize ve sorumluluklarımıza daha çok kafa yormamız gerekecek.

Kaderlerimiz iç içe

Bu hep böyle değil miydi?
Bu düzeyde değildi. Önemli bir dönüm noktası 1970’lerdeki petrol krizi ve oradan yaratılan parayı kontrol etmek isteyenlerin ulus-devletin kontrolünü sulandıracak off shore uygulamaları yaratmaları. Ama karşılıklı bağımlılığın en belirleyici örneği küresel ısınmadır. Çünkü ne yaparsan yap, karbondioksidi ve onun sonucu olan iklim değişikliğini ülkenin sınırında durduramıyorsun. İnsanlık tarihinde birbirimize bu kadar yakın durduğumuz, kaderlerimizin birbirinin içine bu kadar geçtiği başka bir dönem olmadı.

Bu bir vicdan meselesi değil mi?
Hem vicdan hem de çıkar meselesi. Şu anda Global Civics’in belgeselini yapmaya başladık. Türkiye’deki, Mali’deki ve Çin’deki insanlara şu iki soruyu soracağız: “Almanlara karşı bir sorumluluğunuz olduğunu düşünüyor musunuz?” ve “Onların size karşı bir sorumluluğu olduğunu düşünüyor musunuz?” Senin buraya gelirken arabandan saldığın karbondioksit Almanya’daki vatandaşların nasıl yaşayacaklarını etkiliyor, bunun farkında mısın? Atmosfer sonlu bir kaynak. Öyleyse bunu nasıl paylaşacağız?

Eşit paylaşmamız doğru olur!
Çok haklısın ama bu o kadar da kolay bir mesele değil. Amerikalılar ya da Suudiler “Biz erken başladık, biz daha çok karbon salabiliriz” diyememeli. 40 yıl içerisinde dünyanın salabileceği karbon miktarı belli: 20 milyar ton. 40 yıl içinde dünya nüfusunun 9 milyar olacağını da hesaba katarsak, adam başı salınması gereken azami karbon miktarı 2 ton. Sen bir Türk olarak 6 ton, ABD’liler 20 ton, Almanlar 10 ton salıyor adam başı. Öyleyse bir mutabakata varmalıyız ki, sen bu miktarı 3’te 1, ABD’li de 10’da 1 oranında azaltsın.
Bu, tanımadığımız insanlara karşı da onların hayatlarını imkânsızlaştırmamak gibi asgari bir sorumluluğumuz olduğunu kabul etmemiz demek. Kendimize bu soruları sormadan, bu soruların cevapları önemsiz gibi davranarak hayatı idame ettirmemiz uzun vadede mümkün değil.

Hukukumuzu karbon salınımı konusunda mı belirlemeliyiz?
Başka konular da var. Örneğin dünyanın bir bölgesindeki soykırımdan haberdar oldum. Müdahale etme sorumluluğum var mı? Ya da müdahale etmek isteyenlere engel olmama sorumluluğum var mı?

İyi ama Birleşmiş Milletler’in, NATO’nun kuruluş mantığı bu…
Dünya Bosna ve Ruanda’da iyi bir sınav vermedi. “Elimizde asker yok” dediler. Yıllardan beri BM çatısı altında gönüllü bir ordu kurulması gerektiği konuşulur, buna Güvenlik Konseyi’ndeki 5 daimi ülke karşı çıkar. Çünkü onlar kendi kontrolleri dışında hiç kimsenin bir yere gitmesini istemiyor. NATO ve BM’nin ülkeler arasındaki sorumluluğu kurgulama şekli ve mantığı artık işlemiyor. Devletler birbirleriyle konuşuyor, biz şimdi 6.9 milyar insan olarak onlardan bağımsız olarak konuşalım diyoruz.

Üniversiteye ders

Tam olarak ne konuşacağız?
Şu sorularla başlayabiliriz konuşmaya: Yaklaşık 11 ay sonra doğacak 7 milyarıncı insana ne derdin? Onu nasıl bir hayat bekliyor? Birlikte yaşamanın yeni raconunu, hukukunu konuşmaya başlamalıyız. Önümüzdeki nesillerin kaderi sadece kendi ulus devletlerinin içindeki dinamiklerle değil, dünyadaki dinamiklerle belirlenecek. 21. yüzyıldaki üniversite eğitimi bize vatandaşlık bağıyla bağlı olmayan kişilere karşı sorumluluğumuzu, borcumuz olup olmadığını düşündürtmezse eksik kalır.

Üniversitelere küresel vatandaşlık dersi konulması için mi uğraşıyorsunuz?
Evet. Şimdi bir ağ kuruyoruz, küresel vatandaşlık kavramına inanan üniversiteleri bir araya getiriyoruz. Gana, Fransa, Güney Afrika, Brezilya, Rusya, ABD, Çin, İtalya, Polonya, Hindistan’dan 20’ye yakın üniversite bir araya geliyor. “Biz öğrencilerimize bu kavramı düşündürtmezsek işimizi eksik yapmış olacağız” diyorlar. Mesela Çin’in milliyetçi üniversitelerinden birisinin rektörü bize geldi ve “Bu işin bir parçası olmak istiyoruz” dedi. Bu, artık bu konuların herkesin gündemine girdiğinin önemli bir göstergesi.

Herkesi düşman belleyen ve ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ diye atasözü olan ülkede bunu düşündürtmek de mesele herhalde…
Küresel kamuoyunu ölçen araçlar var. Örneğin “Uluslararası hukuk en az ulusal hukuk kadar önemlidir. Her şekilde uyulmalıdır” mı diyorsunuz. yoksa kendi ülkenizin çıkarlarına aykırı olduğunda “Uluslararası hukuk görmezden gelinebilir” mi diyorsunuz diye bir soru… Dünya nüfusunu temsil eden 25 ülkede soruyorlar. Yüzde 60, uluslararası hukuka her daim uyulmalıdır diyor. Normalde tek başına hareket etme eğiliminde olduğunu varsaydığımız Çin, ABD, Hindistan gibi ülkelerde de durum böyle. Türkiye bu araştırmada yok. Ama atasözlerinden yola çıkarak umursamazlık kehanetinde bulunmak gerçek sonucu vermiyor demek istiyorum. Her insanın içinde örselenmiş bir kötümser yan olduğu gibi, tozunun alınmasını bekleyen bir iyimser yan da vardır.

“Benim ülkem kendi meselelerini halledememişken bana ne başka ülkelerin dertlerinden” diyen birine ne denir?

İnsanların canını yakan sorunların yüzde 90’ı tabii ki yerel ve ulusal olmaya devam edecek. Küresel vatandaşlık bunun pahasına yapılacak bir şey değil. Ama benim empati ve vicdan coğrafyam bu ülkenin sınırlarında bitmiyor. Bugüne kadar sadece kendimizle ilgilendik, şimdi vicdanımızın sınırlarını ne kadar genişletebiliriz diye oturup konuşalım. Bizden sonra gelen nesiller bu konuları kafasında oturtmuş, bunları üniversitelerde tartışmış olsun.

Ya orman yasası... Dünya barışını dilemek gibi pratik sonuçları pek olmayacak bir işe kalkıştığınızı düşünüyor musunuz?
Gözümüzün önüne Japonya’daki nükleer santralların birinde çalışan bir mühendisi getirelim. Bu arkadaşımızın dünyanın orman kanununun egemen olduğu, her koyunun kendi bacağından asıldığı bir yer olduğunu düşünmesi mi iyidir, yoksa üniversite eğitimi sırasında sadece kendisine değil insanlığa karşı sorumluluğunun ne olduğunu düşünmüş, akranlarıyla -hatta Türkiye’deki üniversite öğrencileriyle internet üzerinde- tartışmış olmasını mı yeğleriz? Aynı şekilde Usame Bin Ladin’in bir sonraki planından haberdar olmuş sıradan bir insanı; ülkesindeki salgın hastalığı dünyaya haber verip vermeme kararını verecek Afrikalı bir sağlık bakanını ya da önümüzdeki 10 yılda ilk defa araba alacak milyonlarca Çinli aileyi düşünelim. Her bir örnekte eğer sadece kendimizi düşünüyorsak başka, bir şekilde insanlığın tamamını hesaba katıyorsak başka davranacağız. Her bir örnekte nasıl karar verileceği de Türkiye’de bizim nasıl hayatlar sürdüğümüzü belirleyecek. Dolayısıyla bu sadece iyi niyet meselesi değil, hayatımızı, çıkarlarımızı doğrudan ilgilendiriyor. Bu konular görmezlikten gelemeyeceğimiz meseleler.

İlliberal anti-militaristlerimiz
Son 8-9 yılda ekonomik açıdan bir sürü şey iyiye gitti. 200 milyar dolarlık ekonomi 800 milyar oldu. Eskiden toplumsal hayatımızda Uzanlar gibi mafyavari insanlar vardı, şimdi yok. Obama’nınkinden daha iyi sağlık politikamız, Lula’nınkinden iyi sosyal politikamız var. Birçok açıdan Başbakan ve partisi son derece başarılı, bir yandan da son derece otoriter.
Kimsenin benim hangi gazeteyi okumamam, kaç çocuk yapmam, üzümü üzüm olarak mı şarap olarak mı tüketmem gerektiği gibi konularda fikir belirtmesini, ısrarlı taleplerde bulunmasını istemiyorum.
Muhalefet liderinin soyu konusunda eleştiri yapmayı kendine yedirebilen bir başbakanımız olması fena ama buna ses çıkarmayan liberal çevrelerimiz olması çok daha fena. Başbakan bir açıdan bildiğimiz sağcı, otoriter, başarılarıyla bir miktar başı dönmüş birisi.
Çok şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan bu otoriterliği görmezden gelen ama özgürlük adına konuştuğunu söyleyen arkadaşlarımızın varlığı. Onlarla ilgili çok ciddi bir hayal kırıklığı yaşıyorum.
Binnaz Toprak’ın yaptığı araştırmaya verilen tepkilerden ben çok şey öğrendim. Bu ülkede birileri itilip kakılıyor, baskı altında denildiğinde işin özünü ilk merak etmesi gereken kişiler kendilerine liberal, demokrat, özgürlükçü diyen arkadaşlarımız olmalıydı ama böyle olmadı. Ergenekon’dan yargılananların tutukluluk süresi ve tutuklanmaya sebep olan deliller liberalleri birinci dereceden ilgilendirmeli. Dostlarımız için ne isteyeceğimizi aşağı yukarı biliyoruz.
Özgürlükçü demokratlığın ölçüsünü ‘düşmanın için ne istediğin’ belirler. Benim için haklar, düşmanlarım için bile savunmaya hazır olduğum şeylerdir. Bizim gerçekten liberallerimiz mi var, yoksa illiberal anti-militaristlerimiz mi var? Galiba liberallerden daha fazla illiberal anti-militaristlerimiz var.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=1030752&Date=24.03.2011&CategoryID=99

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1043591&Yazar=EZG%C4%B0

Share
İlgili Eğitim