Ana içeriğe atla
Image
blog yazısı
30.Eyl.2020
Share
Dünyanın hızla değişen koşulları, yeni ortaya çıkan küresel sorunlar, politik istikrarsızlık dalgaları, yeni tehditler, belirsizlikler, savaşlar, ırk ayrımcılığı, yoksulluk, gözden çıkarılan insanlar, bölgeler, salgınlar… Türkiye’nin daralan sivil alanı, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler, örgütlenme özgürlüğü zeminlerindeki erozyonlar, hızla yükselen askeri çatışmalar, uluslararası krizler, gerilimler, artan fanatizm ve polarizasyon, bağımsız ya da muhalif kişi örgütlerin kriminalizasyonu, karaçalma kampanyaları… Bütün bu sorunlar sivil toplum için varoluşsal meydan okumalar... Sivil toplum örgütlerinin demokratik bir aktör olarak beklenen rolü oynayabilmeleri, vaad edilen değişimi gerçekleştirmeleri her zamankinden daha zor…

Türkiye'de Sivil Toplum İçin Öz-Düzenleme Tartışmasına Neden İhtiyaç Var?

Bugün Türkiye’de gerçek bir sivil alanın var olması için neye ihtiyaç var? 

Sivil toplum örgütleri bu darboğazdan çıkabilmeleri için ne yapmalı?

Bunlar zamanımızın en güç soruları. Bu sorulara yanıt bulmak hiç de kolay olmayacak ve uzun bir zaman ve bolca emek gerektirecek. Biz STGM olarak bu sorulara yanıt bulma çabasının bir parçası olmayı kendi misyonumuzun bir parçası sayıyoruz. STGM’nin sivil toplum için bir güçlendirme merkezi olmasından hareketle soruna sivil toplum örgütlerinin vermesi gereken yanıtı odağa alarak yaklaşıyoruz.

Başlangıç olarak şu kabulden yol çıkıyoruz: Bugünün dünya koşullarında, Türkiye’de sivil toplum örgütlerinin bir değişim yaratabilmelerinin koşulu hem güçlü hem bağımsız aktörler olmaları, bunun için de STÖ’ler tarafından ve STÖ’ler için geliştirilmiş ortak norm ve standartların gelişmesidir. Zira sivil toplumun kamu idaresiyle olan ilişkisi ya da pazar aktörleriyle kurdukları bağlantılar, özerkliklerini koruyamadıkları durumda güçlenmelerine değil, bilakis zayıf düşmelerine neden oluyor. Son dönemde sivil toplumun çevreleyen hukuki çerçeve sivil toplumun katkısından uzakta şekilleniyor. Bununla birlikte örgütlerin gelirlerini nasıl elde ettikleri ile neyi savundukları arasındaki bağlantı giderek doğrudanlaşıyor.  

Dolayısıyla buradaki iki taraflı ilişkiye dikkat çekiyoruz: örgütlerin mukavemeti ile iyi yönetişimi hiç olmadığı kadar birbiriyle içsel olarak bağlantılı hale geldi. Bu her zaman böyleydi denebilir ki bu da doğrudur. Ancak her zaman geçerli bu doğru bugün sivil toplum için varoluşsal bir denklem haline gelmiştir. 

Öte yandan, gerek dünyada gerekse ülkemizde sayıları artan ve giderek daha fazla kaynak kullanan, üstelik bu kaynaklar içinde kamu kaynaklarında yapılan doğrudan tahsisatların büyük bir yeri olan bir sivil toplum kesimi gelişiyor. Zaman zaman basına yansıdığı üzere, beli başlı sivil toplum kuruşlarına kamu kurumları tarafından doğrudan ve şeffaf olmayan bir biçimde sağlanan büyük kaynaklar kamuyounda sivil toplumun bir bütün olarak meşruiyetinin sorgulanmasına neden oluyor. Katılımcılık ve etkinlik amacıyla yapıldığı iddia edilen bu destekler, kamu kaynakları üzerinde kamusal denetimi ortadan kaldırdığı yönünde eleştirel bir yaklaşımla değerlendirmektedir. Bu nedenle, sivil toplum örgütlerinin hesap verebilir ve şeffaf olmaları ve yaptıkları işin etkinliğini ve kalitesini garanti altına almaları bugünün önemli konuları arasındadır.

Dolayısıyla, görüldüğü üzere, bugünün sivil toplum dünyasında yaşanan iki temel sorunda aynı noktada düğümlenmektedir: sivil toplumun özerkliği, bağımsızlığı, şeffaflığı ve hesap verebilirliği nasıl sağlanacaktır?  

Bu sorunlar Türkiye’ye özgü değil kuşkusuz. Sivil toplumun uluslararası alandaki birikimine bakıldığında, karşımıza bu düğümü çözmek için önerilen/geliştirilen çözümler sivil toplumun öz-düzenleme inisiyatifleri başlığı altında ele alındığını görüyoruz. 

Ancak bu çalışmalar Türkiye’de sivil toplum ve ilgili diğer aktörler tarafından pek tanınmıyor maalesef. Bu konudaki tek örnek TACSO (Technical Assistance for Civil Society Organisations) tarafından 2013 yılında yayınlanan ‘Sivil Toplum Kuruluşları İçin İyi Yönetişim ve Öz Düzenleme Modelleri’ raporu. Bu çalışma ile farklı ülkelerdeki sivil toplum örgütlerinin hesap verebilir ve şeffaf olmak ve yaptıkları işin kalitesini yükseltmek için geliştirmiş oldukları farklı modeller ilk kez Türkiye’deki sivil toplum örgütleri ile paylaşıldı. Oysa bu rapor kapsamında incelenen örneklerden biri olan İngiltere merkezli One Trust World’un yaptığı araştırmaya göre dünya üzerinde 34’ü uluslararası, 309’u ulusal olmak üzere 343 öz-düzenleme inisiyatifi bulunuyor. 

Örneğin, birçok Batı Avrupa ülkesinde STÖ’lerin gelir elde etme kaynaklarına ilişkin kendi inisiyatifleri ile kabul ettikleri norm, standart ve davranış ilkeleri yapıları var. İngiltere, İrlanda, Fransa ve İspanya gibi bazı ülkelerde de bu davranış ilkelerine ne derece uyulduğunu ve STÖ’ler tarafından verilen kamusal hizmetlerinin kalitesini belgeleyen sertifikalama/akreditasyon ve belgeleme sistemleri bulunuyor. Ayrıca ülkemizde de örneklerini görmeye başladığımız STÖ’lerin faaliyetleri ve mali durumlarını kamuoyu ile şeffaf bir biçimde paylaşmaya yönelik açık bilgilendirme platformları yaygınlaşıyor. Bu bağlamda Açık Açık platformunu başarılı bir girişim olarak anmak yerinde olur. 

STGM  olarak, STÖ’lerin yetkinlik, şeffaflık, etkililik, hesap verebilirlik ve öz-yönetişim kapasitelerinin güçlendirilmesine yönelik yürüttüğümüz çalışmalar kapsamında, daha önce TACSO tarafından başlatılmış olan sivil topluma yönelik öz-düzenleme tartışmalarının Türkiye’de yaygınlaştırılması çabasını bir üst boyuta taşımaya karar verdik. Yukarıda anılan farklı öz-düzenleme inisiyatifleri arasında, Türkiye’nin bugünkü koşullarına en uygun ve gerekli olan kalkış noktası olarak ortaya çıkan Davranış İlkeleri tartışmasını merkeze alan bir katılımcı araştırma süreci planladık.  Bu çerçevede STÖ’ler için öz düzenleme SÖZ çalışmasını alanlarında deneyim sahibi; örgütsel, finansal ve tematik kapasiteleri açısından gelişkin; yerel, ulusal ve uluslararası düzeylerden en az birinde etkileşim ağları ve/veya platformlarda yer alan; etkinlikleri bağlamında aktif sürekliliğe sahip; sorun alanları açısından temsiliyet yetkinliğinde olan STÖ’lerin gönüllü katılımı ile oluşturulacak bir inisiyatif ile yürüttük.

Hedefimiz,  ülke koşullarına en uygun STÖ’lere yönelik iyi yönetişim için temel ilkeleri, kendi değerlendirmeleri ile tanımlayıp, sivil toplum düzleminin iç dinamiklerinden yararlanarak belirlemelerine olanak sağlamaktı. 

Halihazırda devam eden çalışma ile katılımcı örgütlerin birikimlerinden ve deneyimlerinden yararlanarak STÖ’lerin örgütsel kapasite ve etkinliklerine içsel ve dışsal boyutlarda olumlu etki sağlayacak rehber olabilecek bir ilk ilkeler seti oluşturuldu. 

2020 yılının son çeyreğinde, bu ilkeleri hem tanıtacağımız hem de örgütlerin kurumsal gelişim stratejilerine nasıl işselleşitirilebileceğini tartışacağımız atölye çalışmaları gerçekleştireceğiz.

Bu girişimin sivil toplum için sivil toplum tarafından yaratılmış bir Davranış İlkeleri zemininin hazırlayıcısı olması en büyük ümidimiz…
 

Image
STGM Destekleri

STGM Destekleri

STÖ’lerin ve gönüllülerin hem gündelik hem de yapısal ihtiyaçları göz önünde bulundurarak yapılandırdığımız destekleri inceleyebilirsiniz.