Skip to main content
Image
Manşet Yatay Görseli
Share

Hapis içerisinde hapis, LGBT-İ mahpus olmak

Hapisteki LGBT-İ bireylerin yaşadıkları sıkıntılar neler? Toplumsal yargılar, hapishane personelleri tarafından sürdürülüyor mu? İhtiyaç listelerinde neler var? OHAL sonrası neler değişti? Bu ve benzeri sorunları Gazete Duvar'dan Filiz Gazi; KADAV’ın (Kadınlarla Dayanışma Vakfı) da içinde olduğu Hapiste Kadın Ağı'nda çalışma yürüten Beyza Bilal, Derya Özata, avukat Eren Keskin ve Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Yönetim Kurulu üyelerinden Hilal Başak Demirbaş’la konuştu.

İçerik Alınlık Resmi

Hapisteki LGBT-İ bireylerin yaşadıkları sıkıntılar neler? Toplumsal yargılar, hapishane personelleri tarafından sürdürülüyor mu? İhtiyaç listelerinde neler var? OHAL sonrası neler değişti? Bu ve benzeri sorunları Gazete Duvar'dan Filiz Gazi; KADAV’ın (Kadınlarla Dayanışma Vakfı) da içinde olduğu Hapiste Kadın Ağı'nda çalışma yürüten Beyza Bilal, Derya Özata, avukat Eren Keskin ve Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Yönetim Kurulu üyelerinden Hilal Başak Demirbaş’la konuştu.

haber fotoğrafı

Haberin tamamı şöyle:

Ceza İnfaz Sistemi Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST), LGBT-İ (Lezbiyen, gey, biseksüel, travesti-transeksüel ve interseks) temsilcileriyle birlikte Cezaevleri Genel Müdürlüğü’yle yaptığı görüşme sonrası 2016’da, Türkiye’de tutuklu bulunan LGBT-İ mahpus sayının 137 olduğu öğrenildi. 2014’te ise bu rakam 95’ti. Sonrasında bilgi edinme başvuruları yapılmasına rağmen cevap alınamadığı için güncel bir rakam bilgisine sahip değiliz. Türkiye’de Maltepe, Metris, Rize, Tekirdağ, Eskişehir, Samsun, Alanya ve birçok cezaevinde LGBT-İ koğuşları var.

Bir hafta kadar önce Isparta E Tipi Cezaevi’nde 3 gündür tutuklu bulunan, 22 yaşında, Tamara adlı genç bir trans kadın ölü bulundu. Yerel medyada intihar olduğu yazıldı fakat KaosGL.org’un ulaştığı bilgiye göre bundan öncesinde Tamara’nın sosyal ve ekonomik destek talebi yanıtsız bırakılmıştı.

KaosGL.org’da aktarılan bilgiye göre, Tamara, reşit olmadan önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı koruması altındaydı. Reşit olduktan sonra koruma sona erdi. Sosyal ve Ekonomik Destek Yönetmeliği gereği “yaş sınırı tamamlandıktan” sonra sosyal ve ekonomik destek hizmetinden faydalanmak istedi. Ancak bu isteği “ikametgahı burada değil” denilerek reddedildi.

Ne olmuş ne bitmiş aydınlatılmış değil. Konuyla ilgili Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne başvuru yapılmış. CHP’li vekillerin soru önergesi vermesi yönünde iletişime de geçilmiş.

İntihar iddiasının aydınlatılmamış olması bir yana bu bilgiyle anlıyoruz ki ihmale terk edilmiş Tamara. Şayet intiharsa, onu yalnız bırakan “sistemi” oturup konuşmak gerekir, değilse içeride ne olmuş olabilir? İkisinde de ok devleti ve tabii bir yanıyla da toplumu gösteriyor.

Cezaevlerine daha önce giremeyen sivil toplum kuruluşlarının işi OHAL sonrası daha da zorlaştırıldı. Orada neler olup bittiğine dair kısıtlı bilgiler var. Sıkça unutulsa da koğuşlar sadece heteroseksüellerden oluşmuyor. Evet, cezaevlerinde LGBT-İ koğuşlar var. Fakat bu koğuşlara girmek için kişinin kimliğini açık etmesi gerekiyor. Bu her kişinin tercihi olabilir mi? “Karma” koğuşlarda bunu gizli yaşayan bireyler illaki var. Kurulu hapishanenin içinde bir diğer hapishane. Yaşanan çifte şiddeti siz düşünün.

Hapiste Kadın Ağı, şimdilerde ped kampanyasının yasallaşması üzerine çalışma yürütüyor. Bizler için gündelik hayatta sıradan ihtiyaçlar, içeridekiler için ihtiyaç listesinin en başındalar ve her biri ayrı ayrı “büyük” sorun içeride. En basit örneğin ped olması durumu yeterince özetliyor.

Hapisteki LGBT-İ bireylerin yaşadıkları sıkıntılar neler? Toplumsal yargılar, hapishane personelleri tarafından sürdürülüyor mu? İhtiyaç listelerinde neler var? OHAL sonrası neler değişti? Bu ve benzeri sorunları KADAV’ın (Kadınlarla Dayanışma Vakfı) da içinde olduğu Hapiste Kadın Ağı’nda çalışma yürüten Beyza Bilal, Derya Özata, avukat Eren Keskin ve Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Yönetim Kurulu üyelerinden Hilal Başak Demirbaş’la konuştuk.

Hapiste Kadın Ağı’nda çalışma yürüten Beyza Bilal, Türkiye’de birçok kurumda olduğu gibi cezaevlerinin de cinsiyet duyarlılığı olmadan, eril bir zihniyetle yönetildiğini söyleyerek sözlerine başlıyor. En basit örnek olarak cezaevinde sağlanan iş imkanlarının dahi erkeklerin çalışabileceği türden olduğunu belirtiyor.

Bilal, mektuplarda en çok vurgulanan şikayetin fiziksel ihtiyaçlar olduğunu söylüyor. Kıyafet ihtiyaçları, anneleriyle birlikte içeride olan çocukların üst baş ihtiyaçları, revire çıkamamak gibi sıkıntılar en baş sıralarda.

Mahpuslara her mektup ulaşmıyor, aynı şekilde gelen mektuplar da verilmiyor. Avukat ve birincil derece akraba görüşlerine OHAL dönemiyle kısıtlamalar getirilmiş.

Rahatsızlanan kişilerin türlü gerekçelerle doktora götürülmediğini söylüyor Bilal ve ekliyor: “Trans olduğu için sürekli darp edilen bir arkadaşımız var. Muayene olacağı zaman erkek gardiyanın dışarı çıkmaması bir şiddettir. Hemen her defasında bu yaşatılıyor.”

LGBT-İ BİREYLER NASIL BİR CEZAEVİNDE YAŞAMALI?

Bilal, LGBT-İ tutsakların çoğunun açık havaya çıkamadığını, cezaevlerinde iş imkanı varsa çalışamadıklarını, kurslara katılamadıklarını ve bunun sebebi olarak da güvenlik gerekçe gösterilerek, “diğer mahkumlardan sizi koruyamayız” denildiğini anlatıyor.

Bilal, bir trans kadın için en basitinden cımbız ihtiyacının giderilmemesinin örtük bir şiddet biçimi olduğunu söylüyor: “Cımbız, peruk, topuklu ayakkabı ve cinsiyet geçiş süreçlerinde kullanılan hormon ilaçlarına kadar birçok şeye erişimin olmaması ruhsal ve bedensel bütünlüğü etkileyen, baskı ve şiddet oluşturan işkencelerdir.”

Bilal, cezaevlerinde olan kadınların, LGBT-İ bireylerin toplum tarafından suçlu ilan edilmelerine karşın asıl suçun toplumdaki transfobi, homofobi ve cinsiyetçilikten kaynaklandığını söylüyor. Bunu şöyle açıklıyor: “Diyelim ki trans bir birey, yaralama sebebiyle cezaevindeyse sebebi belki de transfobik bir saldırıya karşı koymaktır. Benzer şekilde, eşi tarafından ekonomik şiddete uğrayan bir kadın, gidip bir yerden bir şey çaldığında ‘suçlu’ olarak cezaevine konulan kişi oluyor.”

İlgili çevrelerin üzerinde tartışmalar yürüttüğü, hapisteki LGBT-İ bireyler nasıl bir cezaevinde yaşamalı sorusunu şöyle yanıtlıyor Bilal:
“İçeriden gelen taleplerin bir kısmında ayrı bir cezaevi olması isteniyor. Bir grup ise istemiyor. Çünkü aslında bu şu demek: kimliğini açık etmek. O cezaevlerine ancak kimliğini beyan eden girebilir. Pembe cezaevi olarak adlandırılan bu cezaevlerinin dünyadaki örneklerine baktığımızda aslında buraların bir ıslah etme kurumlarına dönüştürüldüğünü görüyoruz ve genelde oraya özel gardiyanların yollandığını ve bu gardiyanların geçmişlerinde genelde faillik deneyimleri olduğunu biliyoruz. Bu konudaki genel kanı, ayrı bir cezaevi olmaması. Bunun yerine var olan eril kurumlara, cinsiyet kimlikleri ve yönelimlerini kabul ettirmek gerekiyor.”

“KALORİFER YANMADIĞI İÇİN DONUYORUZ”

Hapiste Kadın Ağı’nda çalışma yürüten Derya Özata, gelen mektuplara göre en çok hak ihlali yaşanan cezaevinin Elazığ Cezaevi olduğunu söylüyor.

Oradan gelen, izin alarak paylaştığımız bir mektupta şunlar yazıyor: “Bize dayatılan kimlikleri tanımadığımız için telefon, kargo, revir ve spor vs. hiçbir şey için dışarı çıkamıyoruz. Avukatlarımızla da görüşemiyoruz. 3 haftadır bu durum sürüyor. Daha da sürecek gibi. Kargo alamıyoruz, kışlık kıyafetlerimiz yok. Kaloriferlerde yanmadığı için donuyoruz. Basına nasıl yansıyor ama burada gün geçtikçe durum kötüleşiyor.”

KADAV tarafından gönderilen kıyafetler Balıkesir Cezaevi yönetimi tarafından geri gönderilmiş. Cezaevi yönetimi tarafından mahkumlara; kurum, vakıf, sivil toplum kuruluşundan gelen eşyaları kabul edemeyecekleri söylenmiş. Aynı şekilde, birçok cezaevine yollanılan kitaplar geri gönderiliyor.

Tekirdağ Cezaevi’nde ise trans mahpuslar havalandırılmaya çıkarılmıyor. Oradaki bir mahpusla ilgili şu bilgiyi aktarıyor Özata:

“Oradaki trans bir arkadaş cinsiyet geçiş süreciyle ilgili bütün prosedürleri bitirmiş olmasına rağmen halen süreci başlayamadı. İstanbul’a gelmesi gerekiyor. Bu bekletilme şiddet değil de nedir?”
Mahkumların personeller tarafından kendi kullanmak istedikleri isimlerle değil, kimlik isimleriyle çağrıldığını ve tüm bunların yanında psikolojik destek almak isteyenlerin bu isteklerine yanıt verilmediğini söylüyor Özata.

Hapiste Kadın Ağı’nın bir senedir yürüttüğü mahpuslara ücretsiz ped kampanyasına değinen Özata, içinde siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, meslek odalarının olduğu 88 kurumun bu kampanyayı desteklediğini ve kasım ayında konuyla ilgili İnsan Hakları Cezaevi Alt Komisyon Başkanı Mehmet Metiner’le görüştüklerini ve konu hakkında sözler aldıklarını söylüyor. Beri yandan Özata, yasal bir güvence alana kadar kampanya çalışmalarının devam edeceğinin de vurgusunu yapıyor.

“TRANS MAHPUSLAR TECRİTTE TUTULUYOR”

Uzun yıllardır birçok LGBT-İ bireyin avukatlığını yapan Eren Keskin, LGBT-İ bireylerin aslında yazılı hukuktan çok, uygulamadan kaynaklı mağduriyetler yaşadığını söylüyor. LGBT-İ bireylere özellikle translara karşı geliştirilen yaklaşımları “ırkçılık” olarak değerlendiren Keskin bu değerlendirmesini şöyle açıklıyor: “Sokakta yürürken durdurulan trans kadına Kabahatler Kanunu’na göre ceza kesiliyor. Ceza gerekçesi olarak çevreyi kirletmek, zarar vermek gösteriliyor.”

Keskin, TCK’da (Türk Ceza Kanunu) fuhuşa sürüklenen bireyin psikolojik desteğe yönlendirilmesi içerikli bir maddenin olduğunun bilgisini veriyor. Bu maddenin bugüne kadar bir seks işçisi kadına hiç uygulanmadığını ve fakat trans kadınlara yönelik bu tip davaların açıldığını söyleyen Keskin, “fuhuşa sürüklenmiştir, psikolojik desteğe ihtiyacı var ve hastaneye sevk edilmesi gerekir” şeklinde iddianameler düzenlendiğini anlatıyor.

Cezaevlerindeki LGBT-İ bireylerin genelde hücrelerde kaldığını söyleyen Keskin, iki gün önce ziyaret ettiği Tekirdağ Cezaevi’nde iki trans kadının tecrit halinde yaşatıldığının bilgisini aktarıyor. Bunun dışında Keskin, gözaltında cinsel işkenceye maruz kalan çok sayıda trans müvekkili olduğunu söylüyor. Bilhassa trans kadınların “görünür, fark edilir” olması sebebiyle toplumda daha fazla şiddete maruz bırakıldığının altını çizen Keskin, şu olayı anlatıyor:

“2013 yılında kadın kimliği almış trans bir kadın olan Ebru Kırancı, Galatasaray Hamamı, kadınlar bölümüne, ‘burası kadınlar hamamı, buraya transeksüelleri almıyoruz’ denilerek alınmadı. Kimliğini gösteriyor, ben kadınım diyor. Ona bu yaklaşımda bulunan kişi hakkında suç duyurusunda bulunduk ve bu kişi 1,5 yıl önce ayrımcılıktan ceza aldı. Mahkeme karar verse de bu kararlar yargıtaya gitmediği için bir içtihat oluşturmuyor. Yani bağlayıcı bir yargıtay kararı olmuyor.”

“GEÇİŞ SÜRECİYLE İLGİLİ BAŞVURULAR ARTTI”

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Yönetim Kurulu üyelerinden Hilal Başak Demirbaş, cezaevinde LGBT-İ koğuş yoksa mahpusun tekli hücrede tutulduğunu söylüyor. Buna örnek olarak Alanya L tipi Cezaevi’nde kapasite yetersizliği sebebiyle LGBT-İ mahpusların tekli hücrelerde tutulduğu örneğini veriyor: “Bunu gündeme getirdiğimizde bize, ‘hayır bu insanlar tekli hücrelerde kalmak istiyor’ dediler. Sonrasında o cezaevinden, koğuşa yerleşmek istenildiğine dair üç mektup aldık.”

Demirbaş, bir diğer örnek olarak ise şunu anlatıyor: “Çeşitli sebeplerle iki senedir Antalya Cezaevi’ne sevkini yapamadığımız bir mahpus var. Teklide kalıyor ama koğuşa geçmek istiyor. Tüm belgeleri hazır, tek başına kalamaz raporu var ama bekletiliyor.”

Mahpusların maddi imkansızlıklarından dolayı yeterince zorlandıklarını ifade eden Demirbaş, bazı sorunların kemikleştiğini ve o sorunların çözümlerine ne yazık ki ne Adalet Bakanlığı’nın ne de sivil toplum kuruluşlarının yetemediğini söylüyor. Bu yüzden diyor Demirbaş, “Yapısal bir çözüm olmadığı için LGBT-İ mahpuslar, bireysel olarak geçiş süreciyle bu durumu sonlandırmak istiyorlar.”

Bunun dışında son dönemde cinsiyet geçiş sürecine dair çok fazla mektup almalarının nedenini şöyle açıklıyor Demirbaş:

“Devlet artık ameliyat masraflarını karşılıyor. Süreci hızlandırmak istiyorlar. Çünkü trans kadın, kadınların olduğu hapishaneye gitmek istiyor, aynı haklara sahip olmak istiyor. Aynı şekilde erkekler de, erkek hapishanesine gitmek istiyor. Aslında cinsiyet geçiş süreci kurtuluş gibi bir şey. Yaşanılan hak ihlallerini, maruz kalınan kötü muameleyi tüm imkansızlıkları giderme yönünde bir karar bu.”

Ameliyat için Maltepe’ye sevk edilen ve orada darp edilen Esra’dan bahsediyor Demirbaş. Kadın kıyafetleri ve topuklu ayakkabı giymek istediği için memurlar tarafından darp edilmiş. Bu saldırıyla ilgili hukuksal başvurular yapılmış.

Maltepe 1 No’lu Cezaevi’nde ise trans görünümlü kişilerle eşcinsel erkekler ayrılmış. Mahpuslara istedikleri kadın kıyafetleri verilmiyor.

Demirbaş, “OHAL sonrası içeride neler değiştiğini çok iyi bilmiyoruz ama bazı sorunları anlatan mektupların gelmediğini biliyoruz. Kıyafetlerin, parfümlerin, takıların, topuklu ayakkabıların depolara kaldırıldığını, verilmediğini duyuyoruz. Trans kadınlar daha önce dış kantin alışverişi yapabiliyorlardı. Makyaj malzemelerini alabiliyorlardı. OHAL sonrası dış kantinde ihtiyaçlar karşılanamıyor. Bunun sebebi kapasitenin artışı da olabilir” diyor.

Demirbaş, yeni aldıkları bir mektupta, sevk ücretini ödemiş, ailesine yakın Tarsus’a gitmek isteyen bir mahkumun ring aracına alınmadığını, LGBT-İ olması sebebiyle diğer mahkumlarla, güvenlik gerekçesiyle bir arada götürülemeyeceği söylenerek bekletildiğini söylüyor.

Ödenilen sevk ücretinin üç aylık olması sebebiyle, bu sürenin uzatılmasına ilişkin başvurular yapılmış.

Gazete Duvar - Filiz Gazi

İlgili Dosyalar:

  1. haber fotoğrafı [JPG] [77.17K]
Share
İlgili Eğitim