Skip to main content
Image
Manşet Yatay Görseli
Share

Ekoloji Kolektifi Derneği Türkiye’deki İlk Sivil Ekoloji Ve Kent Kütüphanesinin Temellerini Attı

2013’te kaybettiğimiz Avukat Noyan Özkan’ın yaşamı boyunca sürdürdüğü mücadelelere ilişkin hukuk arşivi, çevrimiçi ekoloji ve kent kütüphanesi kapsamında değerlendirilmek üzere, ailesi tarafından Ekoloji Kolektifine bağışlandı.

İçerik Alınlık Resmi

2013’te kaybettiğimiz Avukat Noyan Özkan’ın yaşamı boyunca sürdürdüğü mücadelelere ilişkin hukuk arşivi, çevrimiçi ekoloji ve kent kütüphanesi kapsamında değerlendirilmek üzere, ailesi tarafından Ekoloji Kolektifine bağışlandı.

2 Aralık 2017’de İzmir’de düzenlenen çalıştay ve panelde, kent ve çevre hakları bağlamında belgelendirme, yerel yaşam hakkı mücadelelerinden deneyimler ile Türkiye’deki çevre ve kent hukuku geleneğinin öncü isimlerinden Avukat Noyan Özkan’ın çevre koruma faaliyetleri konuşuldu. Çalıştay ve panelin ardından gerçekleştirilen törende Noyan Özkan arşivi ailesi tarafından, çevrimiçi ekoloji ve kent kütüphanesi kapsamında değerlendirilmek üzere Ekoloji Kolektifine bağışlandı.

Etkinlik fotoğraflarının yüksek çözünürlüklü hallerine buradan erişebilirsiniz.

haber fotoğrafı

İzmir’de Konak Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde, 2 Aralık 2017 Cumartesi günü saat 13.00’te başlayan, Ekoloji Kolektifi, Türkiye Barolar birliği Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu ile Konak Belediyesi tarafından organize edilen etkinliğin çalıştay kısmında koruma ve kültürel miras alanlarında çalışan ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nden Dr. Nimet Özgönül, belgesel sinemacı Enis Rıza Sakızlı ve Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü’nden Dr. Tolga Çakmak, Türkiye’deki koruma kültürü, hafıza ve belgeleme çalışmaları ile çevrimiçi bellek çalışmaları hakkında sunumlar yaptı.

Türkiye’de Koruma Geleneği: Rhodiapolis, Bodrum Kalesi ve İller Bankası Örnekleri

Sunum yapan ilk isim olan ODTÜ Mimarlık Fakültesinden Dr. Nimet Özgönül, Türkiye’deki mimari kültür varlıklarının korunma süreçlerindeki tartışmalı hususlardan bahsetti. Özgönül sunumunda, Opramoas Anıt Mezarı ve Stoası-Rhodiapolis (Antalya-Kumluca), Bodrum Kalesi Sualtı Arkeoloji Müzesi ile Ankara’daki İller Bankası binasının korunma süreçlerinden söz etti. Özgönül’e göre, arkeoloji bilimi açısından yeterince araştırma yapılmamış ve bilimsel görüşlerin henüz tutarlı bir hatta oturmamış olduğu Rhodiapolis’te koruma ve onarım süreçleri için yanlış firma seçimi de eklenince, çalışmaların uyumuz görünümünden ötürü kamuoyu gündemine gelmesi kaçınılmaz oldu.

UNESCO’nun koruma altına alınması gereken kültür varlıkları aday listesine giren Bodrum Kalesi-Sualtı Arkeoloji Müzesi koruma, onarım ve yeni yapılaşma projesinde ise kamuoyu tepkisini getiren geçmiş kötü tecrübeler oldu. Özgönül, yıllar süren araştırma çalışmaları kapsamında hazırlanan tutarlı projelere karşın müze alanındaki yeni yapılaşma söylentilerinin Bodrum’da tepki doğurduğunu aktardı. 1937’de inşa edilen ve Türkiye’deki mimarlık kültürünün önemli yapılarından biri olarak kabul edilen, bu bağlamda 2004’te kapsamlı bir koruma ve onarım projesi geçiren Ankara’daki İller Bankası binası ise Özgönül’e göre, bölgedeki bir cami projesini görsel olarak kapattığı gerekçesiyle yıkıldı.

Arşiv ile Tarihle Yüzleşme İlişkisi

Belgesel sinemacı Enis Rıza Sakızlı ise sunumunda, Türkiye’deki kurumsal arşiv ve belgeleme çalışmalarının noksanlığından yakındı. Ne resmi ne de özel kurumların kendi tarihçelerini yansıtan arşivlere sahip olmadığını aktaran Sakızlı, bu eksikliğin toplumsal kimliği çözümleyecek kurumsal bir zemini de ortadan kaldırdığını ifade etti.

Avukat Noyan Özkan’ın çalışmalarının kent kültürüne ilişkin önemli veriler içermesinden hareketle, kent arşivlerinin toplumun gelecekle bağ kurmasında önemli bir işleve sahip olduğunu aktaran Sakızlı şu değerlendirmeyi yaptı: “Benjamin’in tarif ettiği gibi, geçmişin ve geleceğin molozları arasında büyük bir mücadele veriyoruz. Türkiye’de geçmişe ilişkin bilginin yaşayan bir malzemeye dönüşmesine ihtiyacımız var. Sadece hatırlama ihtiyacından bahsetmiyoruz; hatırlamaya duyduğumuz ihtiyaç aslında bir praksisin gerçekleştirilmesi. O praksisi gerçekleştiremediğimiz için geçmiş ve gelecek arasında hep boşluk ve kopukluklar yaşıyoruz. Böyle bir arşiv müşterek geleceğin inşasını hedeflemeli. Bir toplumun gelişkinliğini ifade eden şey, kendi tarihini kavrama olgunluğudur. Geçmişin bilgisinden de korkmamak gerekir. Bazen arşivler öyle bir gerçeği ortaya çıkartır ki, bazıları arşivleri riskli bulur ve yok edebilir. Ancak arşivcilik aynı zamanda tarihle yüzleşme cesaretini de tartışmaya açar. Gerçek anlamda aktif, topluma açık bir kent arşivinin bu konuda da bir tavrının olması gerektiğini düşünüyorum.”

“Uluslarası Standartlar ve Bilgi Yönetimi Olmaksızın Kültür Varlıklarının Aktarımı Verimli Değil”

Etkinliğin çalıştay kısmında sunum yapan son isim ise Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü’nden Dr. Tolga Çakmak’tı. Dijital Üretim Çağında Kültürel Bellek ve Kültürel Bellek Kurumları başlıklı sunumunda korunması ve arşivlenmesi gereken kültürel bilginin tespiti tartışmasını anımsatan Çakmak, “Bir nesneye ilişkin somut bilgileri biliyor, kolaylıkla erişebiliyor ve sıralayabiliyoruz ama ona ilişkin kültürel bilgilerin hangileri olduğunu tespit etmek ve kategorilemek o kadar kolay değil. Bundan sonraysa kültürel mirasa ilişkin tespit edilen elde bilgilerin nasıl tasnif edileceği ve kullanıcıya sunulacağının belirlenmesi geliyor” diye konuştu. Uluslararası standartlar ve bilgi yönetimi uygulamalarının kültür varlıklarının toplum için daha ulaşılabilir olmasını sağladığını kaydeden Çakmak, uluslararası çevrimiçi kütüphanelerde Türkiye’den aktarılan varlıkların son derece az sayıda olduğunu belirtti. Kültürel bellek kurumlarının kültür nesnelerinin gelecek kuşaklara aktarılmasında, korunmasında ve bilgi yönetimindeki rolüne değinen Çakmak, belirli standartlarda bilgi yönetimi uygulamaları olmaksızın kültür varlıklarının çevrimiçi olarak kitlelere ulaştırılamadığını, böylelikle disiplinlerarasılığın da sağlanamadığını vurguladı.

Mücadelelerdeki Yol Arkadaşları Noyan Özkan’ı Anlattı

Çalıştayın ardından gerçekleştirilen panel bölümündeyse Avukat Noyan Özkan’ın da parçası olduğu çevre ve kent mücadelelerinden kesitler, bu mücadelelerde Özkan’la birlikte yer alan Bergama Belediyesi Eski Başkanı Sefa Taşkın ile Özkan’ın çalışma arkadaşları Avukat İbrahim Arzuk ile Avukat Arif Ali Cangı tarafından aktarıldı.

Bergama’nın altın madenciliğine karşı verdiği mücadelenin en çetin döneminde belediye başkanlığı görevini yürüten Sefa Taşkın, Noyan Özkan ve İzmirli diğer avukatlarla kurdukları ilişkilerin mücadeleye kattıklarından bahsederken Avukat İbrahim Arzuk İzmir Barosu bünyesinde Noyan Özkan’la birlikte kurdukları Çevre Komisyonundan, çevre ve kent hakkına ilişkin çalışmalarından, Kültürpark ve Bergama mücadelelerinden bahsetti.

Noyan Özkan ve beraberindekilerin çalışmalarından etkilenerek çevre ve kent hakları alanında savunuculuk yapmaya başladığını kaydeden Avukat Arif Ali Cangı ise Noyan Özkan’ın hukuk sistematiğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Cangı, Türkiye’deki çevre ve kent hukuku geleneğini oluşturan Noyan Özkan imzalı hukuki girişimleri ve bugün içtihat haline gelen, Özkan’ın girişimleri sonucunda alınan yargı kararlarını dinleyicilere anlattı.

“Eminim Noyan da Çok Mutludur !”

Çalıştay ve panelin ardındansa, Avukat Noyan Özkan arşivini teslim alan Ekoloji Kolektifi adına, çevrimiçi ekoloji ve kent kütüphanesi çalışmasının yürütücülerinden Avukat Hülya Yıldırım, Özkan Ailesine bir plaket takdim etti. Plaketi Noyan Özkan’ın kızı Elif Özkan teslim alırken, Beynun Özkan ise kısa bir konuşma yaparak Türkiye’nin çevre hukuku tarihine damga vuran eşinden söz etti. Beynun Özkan, eşi Noyan Özkan’ın kişisel arşivinin Türkiye’deki çevre ve kent hukuku konusunda çalışmalarını sürdüren isimlere devretmekten duyduğu memnuniyeti şu sözlerle anlattı: “Noyan hayatta tanıdığım en doğru düzgün insanlardan biriydi. Hayatımın onunla birleşmiş olması benim için büyük bir kazanç, kızım içinse büyük bir gurur. Şeffaf bir insandı; hiçbir gizlisi saklısı yoktu. Çok çalışkandı, ilkeliydi, hakkaniyetliydi ve paylaşmayı severdi. Arşivciliği de bu saydıklarımı içeriyordu. Kayıt tutardı, “Söz uçar yazı kalır” derdi. Bu çabasında da olabildiğince nesnel ve sistematikti. Bilgi edinme hakkına tüm yüreğiyle inanır ve gerçekleşmesi için elinden geleni yapardı. Noyan Özkan umutluydu da… Bir şeyin kendisini yıldırmasına izin vermezdi. Çevre mücadelelerinde yıldırıcı şeylerin oluşmaya başladığı, daha yüksek duvarların örüldüğü dönemde onun umutlarını tazeleyen bir şey oldu. Barolar Birliğinde Çevre Komisyonunun kurulduğu dönemde İzmir’de bir toplantı oldu. O akşam bana, ‘Beynun, ben yemeğe eve gelemeyebilirim’ dedi. 12’de geleceğini söyledi ama sabaha karşı 3 oldu, 4 oldu. Çok endişelendim ama toplantıdan o kadar mutlu döndü ki! Eve döndüğünde hayatta güzel bir şey keşfetmiş, kendini bulmuş bir çocuk gibiydi. ‘Müthiş insanlarla, çok güzel gençlerle tanıştım’ dedi. Bu arşivin onların elinde olacağından, şeffaf bir şekilde paylaşılacağından ve gelecek nesiller için kullanılacağına çok mutluyum. Eminim Noyan da çok mutludur!”

Kaynak

İlgili Dosyalar:

  1. haber fotoğrafı [JPG] [127.34K]
Share
İlgili Eğitim