Ana içeriğe atla
Image
stgm
Share

2019–2025 Türkiye Karnesi: Çocuk Haklarında Neredeyiz?

2019–2025 yılları arasında Türkiye’de çocuk hakları alanında neler yaşandı? UNICEF Türkiye ortaklığında yürüttüğümüz “Çocuk Hakları Alanında Çalışan STÖ’lerin İzleme, Raporlama ve Savunuculuk Kapasitelerinin Artırılması” projesi kapsamında düzenlediğimiz webinar serisinin dokuzuncu buluşmasında Doç. Dr. Ulaş Karan'la birlikte bu sorunun izini sürdük. Webinarda konuştuklarımızı ise bu yazıda özetledik.

2019–2025 yılları arasında Türkiye’de çocuk hakları alanında neler yaşandı?

UNICEF Türkiye ortaklığında yürüttüğümüz “Çocuk Hakları Alanında Çalışan STÖ’lerin İzleme, Raporlama ve Savunuculuk Kapasitelerinin Artırılması” projesi kapsamında düzenlediğimiz webinar serisinin dokuzuncu buluşmasında bu sorunun izini sürdük.

Önümüzdeki günlerde paylaşacağımız “Çocuklara Yönelik Şiddet ve Adalete Erişim ile Dışlama ve Ayrımcılık Bağlamında Çocuk Haklarının Durumu” başlıklı raporun verileri kapsamında sahadan, verilerden ve uluslararası insan hakları mekanizmalarının değerlendirmelerinden yola çıkarak çocuk haklarının güncel tablosuna baktık.

Doç. Dr. Ulaş Karan’ın katkılarıyla hazırlanan rapor, 2019–2025 döneminde hem uluslararası insan hakları mekanizmalarının Türkiye’ye ilişkin değerlendirmelerini hem de ulusal politika belgeleri ve resmi raporları bir araya getirerek çocuk hakları alanındaki temel eğilimleri ve yapısal sorunları görünür kılmayı amaçlıyor.

Çocuklar kriz dönemlerinin en görünmez öznesi

Ulaş Karan webinarda son yılların çocuk hakları açısından oldukça zorlu bir dönem olduğuna dikkat çekti. COVID-19 pandemisi, ekonomik kriz, 6 Şubat depremleri, bölgesel çatışmalar, göç hareketleri ve artan yoksulluğun çocukların yaşamlarını ve haklara erişimlerini doğrudan etkilediğini belirtti.

Karan’a göre, tüm bu gelişmeler yaşanırken çocuklar çoğu zaman karar alma mekanizmalarının ve kamu politikalarının merkezinde yer almadı. Büyük toplumsal ve siyasal gelişmelerin gölgesinde çocukların karşı karşıya kaldığı hak ihlalleri görünmezleşirken, çocuk haklarını korumaya yönelik politikalar da geri planda kaldı.

Çocuklara yönelik şiddet ve adalete erişimde yapısal sorunlar sürüyor

Webinarda öne çıkan başlıklardan biri çocuklara yönelik şiddet ve istismar oldu. 

Rapor verilerini aktaran Karan, çocukların mağdur olduğu durumlarda adalet sisteminin yeterince çocuk odaklı işlemediğine dikkat çekti. Çocukların cinsel istismarı, kötü muamele ve aile içi şiddet vakalarında etkili koruma mekanizmalarının eksikliği, cezasızlık algısı ve çocukların ihtiyaçlarını merkeze almayan uygulamaların önemli sorun alanları arasında yer aldığını söyledi.

Karan ayrıca, çocuk adalet sisteminde çocukların topluma kazandırılmasından çok cezalandırılmasına odaklanan yaklaşımların güç kazandığını ve bunun çocuk hakları açısından kaygı verici bir tablo ortaya çıkardığını ifade etti.

Çocuk işçiliği ve çocuk yaşta evlilikler gündemdeki yerini koruyor

Raporda dikkat çekilen bir diğer önemli konu çocuk işçiliği oldu. Karan, çocukların eğitim hakkına erişimini engelleyen, sağlık ve güvenliklerini riske atan çocuk işçiliğinin son yıllarda daha görünür hale geldiğini belirtti. Özellikle iş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocuklara ilişkin haberlerin artmasının sorunun boyutlarını ortaya koyduğunu vurguladı.

Çocukların çocuk yaşta, erken ve zorla evliliklere yönlendirilmesinin de önemli bir hak ihlali alanı olduğuna dikkat çeken Karan, çocukların bireysel hak öznesi olarak değil, aile kurumunun bir parçası olarak değerlendirilmesinin çocuk hakları açısından ciddi riskler yarattığını ifade etti.

Ayrımcılık ve dışlanma farklı biçimlerde devam ediyor

Webinarda çocukların maruz kaldığı ayrımcılık ve dışlanma biçimleri de örneklerle ele alındı.

Karan, kız çocuklarının eğitime erişiminde yaşanan eşitsizliklerin özellikle ortaöğretim düzeyinde ve bazı bölgelerde daha belirgin hale geldiğini belirtti. Toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinin kamu politikalarındaki etkisinin zayıflamasının da bu tabloyu derinleştirdiğini ifade etti.

Engelli çocuklar, Roman çocuklar, mülteci çocuklar, Alevi çocuklar ve LGBTİ+ çocukların ise farklı biçimlerde ayrımcılığa maruz kalmaya devam ettiğini aktaran Karan, eğitim sistemine erişimde yaşanan sorunların, eğitim ortamlarındaki dışlayıcı uygulamaların ve haklara eşit erişim önündeki engellerin bu grupların ortak deneyimleri arasında yer aldığını söyledi.

Özellikle mülteci çocuklar açısından dil bariyerleri, yoksulluk, çocuk işçiliği riski ve toplumsal önyargıların önemli engeller oluşturduğu vurgulandı.

Veriye erişim sorunu hak ihlallerini görünmez kılıyor

Webinarın dikkat çekici tartışma başlıklarından biri de veri eksikliği oldu.

Karan, çocuk hakları alanında sorunların boyutunu ortaya koyacak ayrıştırılmış ve düzenli verilerin bulunmamasının hak ihlallerinin izlenmesini ve etkili politikalar geliştirilmesini zorlaştırdığını belirtti. Hangi çocuk gruplarının ne tür sorunlarla karşı karşıya kaldığına ilişkin kapsamlı ve karşılaştırılabilir verilere çoğu zaman erişilemediğini ifade etti.

Bu durumun yalnızca politika üretimini değil, hak ihlallerinin belgelenmesini, izlenmesini ve hukuki yollarla görünür kılınmasını da güçleştirdiğini vurguladı.

Sivil toplumun rolü her zamankinden daha önemli

Webinarda öne çıkan temel mesajlardan biri, çocuk hakları alanında çalışan STÖ’lerin izleme, belgeleme ve savunuculuk faaliyetlerinin kritik önemde olduğu yönündeydi. Hak ihlallerinin görünür kılınması, güvenilir veri üretilmesi, uluslararası insan hakları mekanizmalarının tavsiyelerinin takip edilmesi ve politika yapıcılarla yürütülen diyalog süreçlerinin güçlendirilmesinde sivil toplumun önemli bir rol üstlendiği ifade edildi.

Bu kapsamda raporun, çocuk hakları alanında çalışan STÖ’lerin savunuculuk çalışmalarında yararlanabilecekleri bir kaynak oluşturmasının hedeflendiği belirtildi.

Çocuk haklarında ilerleme için ne gerekiyor?

Webinar boyunca yapılan değerlendirmelerde, çocuk hakları alanındaki sorunların büyük ölçüde münferit değil, yapısal nitelikte olduğu vurgulandı.

Karan, çocukların hak öznesi olarak tanınmasının, ayrımcılıkla mücadele edilmesinin, güvenilir ve ayrıştırılmış verilerin üretilmesinin ve çocuk koruma mekanizmalarının güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti. Çocukların karar alma süreçlerinde daha görünür hale gelmesi gerektiğini belirten Karan, çocuk hakları alanında çalışan STÖ’lerin izleme, belgeleme ve savunuculuk faaliyetlerinin önümüzdeki dönemde daha da kritik hale geleceğini ifade etti.

İlgili Eğitim