Ana içeriğe atla
Image
STGM
Share

6 Şubat’tan sonra: Afet risk yönetiminde sivil toplum ne öğrendi?

Afetler, Türkiye’de sivil toplumun hem tarihsel hafızasını hem de örgütlenme biçimlerini derinden etkileyen kırılma anları yaratıyor. Ancak afetlere yönelik çalışmaların yalnızca kriz anlarına odaklanması, risklerin azaltılması ve dirençli toplumların inşası açısından ciddi boşluklar doğuruyor. Bu noktada, sivil toplum örgütlerinin afet risk yönetimini kurumsal politikalarına dahil etmesi ve uluslararası standartlarla uyumlu, hak temelli yaklaşımlar geliştirmesi hayati önem taşıyor.

Biz bu kapsamda sivil toplum örgütlerinin afetlere karşı önleme, hazırlık ve müdahale yeteneklerini geliştirmeyi hedefiyle Avrupa Birliği’nin desteğiyle Afet Risk Yönetiminde STÖ'lerin Kapasitesinin Desteklenmesi Projesini yürütüyoruz. 

Projemiz ikinci yılına yaklaşırken Türkiye’nin afetlerle mücadele deneyiminden hareketle, yerel sivil toplum örgütlerinin afet risk yönetimindeki kritik rolünü, 6 Şubat Depremleri sonrasında geliştirilen dayanışma pratiklerini ve Antakya’da yürüttüğümüz çalışmaları Proje Koordinatörü Cengiz Çiftçi ile konuştuk.

İlk olarak Türkiye’nin afetlerle mücadele mekanizmalarından başlayabilir miyiz? 

Türkiye insan kaynaklı ve doğal afetlerden etkilenen ülkelerin başında geliyor. Bundan dolayı da Uluslararası insani yardım hareketinin örgütlenme süreçleri ile eş zamanlı örgütlenme süreçlerini geliştirmiş, Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu’nun örgütlenmesinde aktif rol oynamış. Avrupa’daki muadilleri ile eş zamanlı bir süreçte 11 Haziran 1868’de bilinen adı ile “Hilali Ahmer” bugünkü adıyla Türkiye Kızılay Derneği “Mecruhin ve Marda-yı Askeriyeye İmdat ve Muavenet Cemiyeti”, Marko Apostolidis, Dr. Abdullah Bey (Karl Edward Hammerschmidt), Kırımlı Öğretmen Aziz Bey, Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa (Michel Lattas) öncüllüğünde sivil bir teşkilat olarak kuruldu.  

Türkiye sivil toplum hareketi ve devlet teşkilatı modern anlamda afet ve acil durumlara yönelik 150 yıllık tarihinde uluslararası insani yardım süreçlerinde etkin rol üstlenmiş, modernist bir yaklaşımla örgütlenerek afetlerden etkilenen topluluklara destek sundu..  Afetler Türkiye sivil toplum tarihindeki dönüm noktaları olurken,  17 Ağustos 1999 Marmara Depremleri ve 6 Şubat Maraş Pazarcık ve Elbistan depremleri Türkiye sivil toplum hareketi ve örgütlerinin aktif rol oynadığı ve topluma farklı alanlarda güçlü destek sundukları afetler olarak hala hafızamızda güçlü. 

Bunlarla birlikte afet ve acil durumlara yaklaşım 150 yıllık tarih boyunca daha çok afet gerçekleştikten sonra ve toplumlar etkilendikten sonrasına odaklanan bir yaklaşım ile sürdürüldü. Koruyucu ve önleyici yaklaşımlar genellikle afet gerçekleştikten sonraki dönemlerde konuşulsa da gerekli yasal düzenlemeler geliştirilmiş ancak bir süreklilik sağlanamadı. Bu durum kamu, sivil toplum ve toplum nezdinde bir bellek sürekliliğinin olmaması nedeni ile çabuk unutulan ve riskleri yok sayan bir yaklaşımla sonuçlanırken afetlerden on yıl sonraki süreçlerde koruyucu ve önleyici çalışmalar önemsizleştirilerek uygulamalar zayıflatıldı. 

Afet ve acil durum politikaları değişen uluslararası konjonktüre ve iklim süreçlerine uyarlanmaya çalışılsa da  kapsamlı yapısal dönüşüm tedbirleri yavaş ve eksik kaldı. Sivil toplum hareketi uluslararası standartları Suriye krizi sonrası dönemde deneyimlemesine ve süreç içerisinde Türkiye’ye özgü içerik, yaklaşım ve modeller geliştirilmesine katkı vermesine rağmen bütünlükçü bir afet risk yönetim süreci eksik kaldı.

Afetlere dirençli toplum oluşturma süreçleri hem yapısal nedenler hem de gerekli yasal ve finansal sınırlamalar nedeniyle eksik kaldı. Dirençli toplum oluşturma ve afet risk yönetimi süreçlerinde önleyici çalışmaların eksikliğinde kamu ve sivil toplumun odağı hasar gerçekleştikten sonra afetten etkilenen toplum ve topluluklara yönelik destek çalışmalarına yoğunlaştı Bu durum her büyük afette riskin gerçekleşmesi, can ve mal kaybını kabullenme anlayışı ile sonuçlandı.

Afetlere hazırlık: Bir güvenlik ve yaşam hakkı meselesi

Afet yönetiminde afetlere hazırlık neden “müdahale” olarak değil; aynı zamanda “önlem, planlama ve işbirliği” meselesi olarak vurgulanıyor?

Önleyici çalışmalar, yasal düzenleme, uygulama süreçlerinin güçlendirilmesi ve bunun için gerekli finansal altyapı ve kamu kaynağının ayrılması, kurumsal dönüşüm ve gerekli araştırma geliştirme altyapısının oluşturulması, son olarak  vatandaş katılımı sacayakları üzerinden geliştirilebilir. Ancak cezasızlık, yetersiz kamu kaynakları, denge ve denetleme süreçlerinin eksikliği veya afet risk yönetimine uyarlanamaması önleyici çalışmaların risk azaltma süreçlerinde söylem düzeyinde kalmasına ve toplumun riski yok sayarak afet öncesi normaline hızlı bir şekilde dönmesine neden oluyor.

Oysa önleyici çalışmalara ayrılacak kaynaklar bir yandan dirençli toplum oluşturma süreçlerine katkı verirken diğer yandan oluşacak olası afetler sonrasındaki ekonomik kayıpların sınırlandırılmasına ve toplumsal refaha katkı verecek. En önemlisi 1900 yılından bu yana sadece depremlerde 100 binden fazla canı kaybettik. Bu önleyici çalışmalar olası can kayıplarının da azaltılmasına katkı sunacak.

Peki, yereldeki STÖ’lerin afet yönetiminde oynadığı rol neden kritik?

İnsani yardım sivil bir hareket olarak kuruldu ve gelişti. Zamanla insani yardım örgütlerinin uluslararası örgüt haline gelmesi ile afet olan coğrafyalarda yürütülen çalışmalarda yerelin farklı ihtiyaçlarına duyarlı olmayan çalışmalar yapmaları hem kalkınma hem de insani yardım süreçlerinde katılım odaklı eleştirileri gündeme getirdi. Yardım ve sonrasında kalkınma çalışmalarında toplum temelli yaklaşımların geliştirilmesi yerel örgütlenmelerin önemini hatırlattı. Kendi hayatları ve normalleşme süreçlerinde yeni bir yaşam kurma çabaları, yerel katılım ve örgütlenmeler ile süreklilik kazanırken bu da yerel örgütlerin önemini gösterdi.

Bu süreçte katılım ise sivil toplum alanında özellikle hak temelli çalışmaların gelişmesi ile afetten etkilenen toplulukları yardım alan değil, kendi hayatları konusunda aktif özneler olarak öne çıkaran temel bir yaklaşım olarak gelişti. Yerel örgütler hem uluslararası standartların yaygınlaşması hem de kişi, topluluk, çevre ve hayvan hakları açısından temel taşıyıcı ve dönüştürücü özneler.

Yereldeki sivil toplum örgütleri Sendai Çerçevesi’nde afet risk yönetiminde insan odaklı yaklaşımın temel aktörleri olarak yer alır. Dolayısıyla afet risk yönetiminde süreklilik ve toplumsal belleğin canlı tutulması, yerel kapasitenin oluşturulması ve olası riskler konusunda dirençli bir toplum oluşturma sürecinde yerel STÖ’lerin rolleri vazgeçilmez.  

Afetten sonra birlikte kalabilmek: Antakya Ofisi’nin hikâyesi

STGM Antakya Ofisi, Kahramanmaraş Depremleri’nin birinci senesinde açıldı. Antakya ofisi bu süreçte nasıl bir rol üstlendi?

STGM 6 Şubat Depremleri sonrasında iki alanda; sivil toplum örgütleri ve insanlarının esenlik halleri konusunda çalışma gerçekleştirdi. 

İlk olarak deprem bölgesinde 11 ilde bulunan sivil örgütlerin ve insanların durumu, ihtiyaçları ve sorunları ile ilgili düzenli görüşmeler gerçekleştirdi. Dinleyerek dayanışma süreçlerinde bulundu. Yerel ve ulusal örgütlerle dayanışma platformlarına katkı sağladı. Deprem bölgesindeki STÖlerin Türkiye kamuoyuna ulaşmasına aracılık ederek destek oldu. 

İkinci olarak ise deprem bölgesinde dayanışma çalışmaları gerçekleştiren Türkiye sivil toplumu ile bir araya geldi. Deprem bölgesinde yapılan çalışmalar ile ilgili olarak tartışma ve dayanışma platformları geliştirilmesine katkı verdi. 

Sivil toplum alanında afet risk yönetimi ihtiyaçlarını dikkate alarak Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu desteği ile Afet Risk Yönetiminde Sivil Toplum Örgütlerinin Desteklenmesi Programı’nı katılımcı bir yaklaşımla oluşturdu. Program yukarıda sözü geçen iki hedef grubun ihtiyaçlarına cevap verecek çerçevede iki alt hibe çalışması ve dayanışma, ağ oluşturma, ortak savunuculuk alanları geliştirme çalışmaları ile birlikte 27 Aralık 2024 tarihinde uygulanmaya başladı. 

Programda bir yandan deprem bölgesinde çalışan örgütleri destekleyerek dayanışma süreçlerini geliştirirken, diğer yandan kamu, sivil toplum ve özel sektör iş birliklerini önceleyen bir yaklaşımla dirençli bir sivil toplum oluşturma ve afet risk yönetim süreçlerinin sivil toplum alanın geliştirme çalışmalarına katkı veriyoruz. 

Bu programı diğerlerinden farklı kılan ne?

Bu program klasik hibe uygulamasının dışına çıkarak deprem bölgesindeki sivil toplum örgüt ve aktörlerini yerinden destekleyen bir yaklaşımla hayata geçirildi. Deprem bölgesindeki sivil katılım süreçlerinin azaldığı, kaynakların daha az erişilebilir olduğu ve uluslararası örgütlerin alandan çekildiği bir zamanlamada yerelde var olmanın ve deprem sonrası ortamda çalışmalarının desteklenmesinin önemini görerek Antakya dayanışma ofisini açtık.  

Bir yanı ile sembolik olan bu çalışma diğer yanı ile yerel ulusal ve uluslararası örgütlerin kullanabileceği bir dayanışma alanı olarak hayata geçirildi. Kentin tarihi bölgesinde yeniden yapım çalışmalarının sürdüğü yıkım alanında sembolik olarak hayatın yeniden kurulmasına şahitlik eden bu anlamı ile de deprem bölgesindeki çalışmaların bir parçası olarak sivil toplum örgütleri ve gönüllüler için sembolik bir vaha oldu. Antakya ofisi kentin yeniden toparlanması sürecinde çaba gösteren kamu, yerel yönetimler ve sivil girişimlerin temas noktası olarak gösterilen tüm çalışmalara bir teşekkür özelliği ile çalışmalarına devam ediyor. 

Depremin ardından çok paydaşlı dayanışma pratikleri

Bu programda bir de depremden etkilenen kentlerde çalışma yürüten sivil toplum örgütlerini destekliyorsunuz. Peki bu örgütlerin sahadaki katkıları neler oldu?

Proje iki alt hibeden oluşuyor.  İlk alt hibe çerçevesinde 64 örgütten oluşan ve farklı tematik alanları içeren Afet Platformu’nun örgütlenme ve kapasite geliştirme süreçlerine katkı verdik. Afet Risk Yönetim (ARY) süreçlerine güçlü bir sivil toplum katılımının önünün açılması çerçevesinde politika geliştirme, içerik oluşturma, kapasite ve güçlenme süreçlerine katkı verme ve farklı tematik alanlarda savunuculuk yapan bir üst örgütlenmenin gelişimine destek olduk.

Sivil Toplum Örgütlerinin Kapasitesinin Desteklenmesi Projesi Alt Hibe Programı’nda ise hem deprem bölgesinde bulunan örgütler hem de Türkiye genelinde afet risk yönetimi çalışan 20 örgüte destek sağladık. Çalışmaları devam eden iki alt hibe desteği çerçevesinde bugüne kadar farklı sonuçlara ulaşıldı. STÖlere farklı iş birliği modelleri ve yaklaşımları ile kamu, sivil toplum ve özel sektörle etkileşim geliştirerek Afet Risk Yönetimi süreçlerinde hızlandırıcı ve tamamlayıcı bir sinerji oluşturdu. 

  • Deprem bölgesinde çalışmalarını yürüten örgütler Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Hatay ve Malatya illerinde çalışmalarını sürdürdü, bazı alanlarda erişimlerini genişletti ve sağlıklı bir çıkış stratejisi geliştirdi.
  • Sivil toplum örgütleri tematik alanlarda ARY süreçlerini tanımladı, bu alanda içerik ve kurumsallaşma süreçlerine katkı verdi. Tematik alanlarda geliştirilen içeriklerle ve yaygınlaştırma çalışmaları ile toplum ve topluluk düzeyinde dirençlilik oluşturulmasına katkı sağlandı Farklı topluluk ve grupların özel ihtiyaçları ve sorunlarını gündeme getirerek özellikle deprem bölgesinde yerel yönetimlere etki edildi, sosyal içerme süreçlerinin gelişmesi ve güçlenmesine katkı sağlandı.
  • Savunuculuk çalışmaları zayıf kalsa da topluluk ve tematik odaklı çalışmalar gerçekleştirildi. 
  • Hibe desteği alan örgütler özellikle afet bölgesinde ortak çalışma alanları dayanışma, birlikte düşünme ve eyleme pratikleri geliştirdi.
  • Yerel yönetimlerle aktif iş birlikleri geliştirdiler ve  ARY anaakımlaşmasına katkı sundular. 
  • İnsani yardım ve ARY süreçlerinde hak temelli yaklaşım ve toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik anaakımlaştırma yapıldı. 
  • Sınırlı bir çerçevede STÖ’lerin AFAD ve ilgili kamu kurumları nezdinde akreditasyonuna katkı sağlandı. 
  • Hem sivil toplum hem de toplumun farklı kesimlerinin afet gönüllüsü olmalarına katkı sağlandı. (https://gonullulerharitasi.org )
  • ARY süreçleri ile ilgili uluslararası standartlar ve Türkiye’nin şartlarına uygun içerik ve yöntemler geliştirildi. (https://360.hayatadestek.org)
  • Ölçek olarak ağ, platform, ulusal örgüt ve toplum temelli örgütlerin çalışmaları ARY süreçlerinin sivil toplum gündemine girmesine katkı sundu. 
  • Deprem bölgesinde örgütlenme pratiklerine destek sağlanarak yerelleşme süreçleri güçlendirilerek örgütlerin kendi yerellerinde aktif olmalarına katkı sağlandı. 
  • Mahalle düzeyinde çalışmalara katkı sağlandı. (https://mahalleafetgonulluleri.org)
  • Türkiye sivil toplum alanında hak temelli ARY yaklaşımı konusunda deneyimli ve kapasitesi olan bir kuşağın gelişimine katkı verdi.

Bütünleşik ve katılımcı bir afet risk yönetimi

Afet risk yönetiminde klasik yaklaşımların ötesine geçmek neden önemli?

Afet risk yönetimi bir bütün olarak hazırlık, afet sonrası müdahale ve kalkınma alanlarını içerecek bir yaklaşım. Afete hazırlık süreçlerinin eksik kalması diğer iki alanda yapılacak çalışmaların katlanması ve can ve mal kaybı maliyetin artmasına neden oluyor. Afet risk yönetimi  sadece kamunun sorumluluğunda olan bir süreç olmaktan ziyade özel sektör, sivil toplum ve genel olarak toplumu ilgilendiren bir yaklaşım. Her kesimin özellikle dirençlilik konusunda sorumlulukları olmakla birlikte bütünleşik, katılımcı ve şeffaf bir işbirliği süreci kaçınılmazdır. 

Afetlere afet risk yönetimi yaklaşımının getirilmesi sadece afet sonrasına odaklanmanın yetersizliği önleyici çalışmaları klasik uygulamalar dışında hak temelli ve katılımcı olması zorunluluğunu gündeme getirdi.

Türkiye çoklu afet ve krizler riskini barındıran sadece doğal afetler değil insani krizlerinde etkilediği bir ülke olarak afet risk yönetimi süreçlerinde klasik yaklaşımları terk ederek dirençli toplum, kurum ve örgütlerin gelişimine yönelmeli. Toplumsal bellek ve kurumsal hafızanın diri tutulması sadece gönüllülük süreçleri ile mümkün olamaz. Bu nedenle kamu, sivil toplum ve özel sektörün risk azaltma ve dirençlilik oluşturma süreçlerinde kaynak ayırması, anaakımlaştırma süreçlerinin ötesinde kalıcı yapısal dönüşümler için politikalar oluşturulması gerekiyor.

Toplum temelli afet risk yönetimi süreçlerinin geliştirilmesi şart

Önümüzdeki dönemde birlikte öğrenmek ve hazırlanmak için nasıl bir yol haritanız var?

Biz, sivil toplum örgütlerinin, dolayısı ile insanlarının afetlere hazırlıklı olmaları yönünde çalışmalarını devam ettireceğiz. Bu anlamda özellikle 6 Şubat Depremleri sonrası edinilen deneyimlerin sivil toplum yapılanmasında kurumsallaşması için kaynak geliştirerek katılımcı planlama esaslarına göre programlar oluşturarak destekleyeceğiz.

İlk uygulama döneminde hak temelli ve toplumsal cinsiyet duyarlı afet risk yönetimi anaakımlaştırmasına katkı verilirken önümüzdeki dönem çevre ve iklim risklerinin sivil toplum alanında anaakımlaştırılmasına odaklanacağız. 

6 Şubat Depremleri ve son yıllarda yaygınlaşan orman yangınları değişim ve dönüşüm süreçlerinin kısa sürede olamayacağını bizlere göstermiştir. Deprem bölgesi ile dayanışma hayatın normale dönmesi ve arkada kimse kalmayana kadar devam ettirilmelidir. Geliştirilen dayanışma pratiklerinin örgütleri zayıflatan ve tüketen bir yaklaşımdan örgütleri güçlendiren bir yaklaşıma dönüştürülmesi gerekmektedir. 

ARY çalışmaları ölçek düzeyinde üst örgütlenmeler olarak ulusal ve bölgesel düzeyde devam ederken toplum temelli affet risk yönetimi süreçlerinin geliştirilmesi elzem olacaktır. 
 

İlgili Eğitim