Çocuklarla ve/veya çocuklar için çalışan pek çok sivil toplum örgütü için amaç genellikle ortak: çocuklar için doğru olanı yapmak.
Ancak bugün Türkiye’de çocukların karşı karşıya olduğu tablo bu niyetin tek başına yeterli olmadığını açıkça gösteriyor. Örgün eğitim dışında kalan çocuklar, derinleşen çocuk yoksulluğu, çocuk işçiliği, gıdaya erişim sorunları, şiddet ve ayrımcılık… Tüm bu başlıklar bize şunu söylüyor: Doğru olanı yapmak, ancak hak temelli, sistemli ve hesap verebilir bir yaklaşımla mümkün.
Programlarını çocuk hakları ilkeleriyle uyumlu hale getirmek, hak temelli bir örgüt yapısı kurmak ve bu yaklaşımı çalışmalarına yerleştirmek isteyen örgütler için 30 yılı aşkın süredir insan hakları alanında çalışan, çocuk hakları savunucusu Adem Arkadaş ile çevrimiçi bir buluşmada bir araya geldik.
Buluşmamıza bir ön koşulu kabul ederek başladık: Sivil toplum örgütleri için çocuk haklarını merkeze alan bir yaklaşım artık bir tercih değil, bir gereklilik.
Peki, çocuk hakları temelli programlama nedir?
Çocuk hakları temelli programlama; proje ve programların tasarımından uygulamasına, izlenmesinden değerlendirmesine kadar tüm süreçlerde çocuk haklarını merkeze alan bir yaklaşım.
Bu yaklaşımda çocuklar, “yardım alan” ya da “faydalanıcı” değil; hak sahibi bireyler olarak görülür. Devlet ve kamu idaresi ise yükümlülük sahibi olarak tanımlanır. Böylece mesele, ihtiyaçları geçici olarak gidermekten çıkıp, hakların kalıcı biçimde hayata geçirilmesine doğru evrilir.
Dolayısıyla hem hedefi hem yöntemi çocuk hakları olan bu programlama yaklaşımı, sorunu yüzeyde değil, kök nedenleriyle birlikte ele alır.
Burada karşımıza bir soru çıkıyor. Farklı ülkelerde, farklı kök nedenlerin ortaya çıkardığı sorunları hak temelli nasıl ele alacağız?
Haklar evrensel yoruma açık değil ama uygulama bağlamsal
Burada değişmez bilgi: çocuk haklarının evrensel olduğu. Bu hakların hayata geçirilme biçimleri ise bağlama göre şekillenebilir. Burada bağlamı açık bir şekilde tanımlamakta yarar var. Bağlam, standartları düşürmek ya da ihlalleri meşrulaştırmak değildir. Gelenek, güvenlik ya da kültür gibi gerekçelerle hakkın özüne zarar verilmez. Aksine; yoksulluk, göç, afetler, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, engellilik gibi gerçeklikleri dikkate alarak aynı hak standartlarını farklı araçlarla hayata geçirmek anlamına gelir. Dolayısıyla ülkemiz gibi gibi çok katmanlı sosyal, ekonomik ve politik dinamiklere sahip bir ülkede “bağlam” hayati önem taşıyor.
İyi niyetten yapıya: hak temelli program nasıl kurulur?
Türkiye’de çocuklarla ilgili pek çok çalışma “iyi niyet”le başlıyor. Ancak hak temelli bir program, niyetle değil yapıyla ayakta durur. Yapıda ise standartlar ve ve hesap verebilirlik en temel unsurlar. Bunun için birkaç kritik adım öne çıkıyor:
- İhtiyaç değil, hak analizi yapmak
Türkiye'de işte pek çok farklı alanda olduğu gibi çocuk çalışmalarında da ihtiyaç analizi sıkça kullanılan bir yöntem. Ancak burada “Çocukların neye ihtiyacı var?” sorusunun yanı sıra “Bu ihtiyaç hangi hakkın ihlalinden kaynaklanıyor ve bundan kim sorumlu?” sorusunu da sormak gerekiyor.
- Çocukları özne olarak sürece dahil etmek
Çocukları da faydalanıcı değil, hak sahibi olarak konumlandırmak ve “çocuklar için” değil, “çocuklarla birlikte” çalışmayı esas almak gerekiyor. Dolayısıyla katılımı sembolik olmaktan çıkarıp, kararları gerçekten etkileyen bir süreç olarak tasarlamak gerekiyor.
- Sorumluluk haritası çıkarmak
Bu hak ihlalinden sorumlu? Kimi desteklemek lazım ki hak ihlali yaratmasın? sorularına yanıt vermek ve sadece bu hakları hayata geçirmekle yükümlü olanın yerine “hizmet” boşluğunu doldurmakla yetinmeyip, kamu politikaları ve bütçelerle ilişki kurarak hak talebini güçlendirmek gerekiyor.
- Çocuğun üstün yararını bir yöntem olarak kullanmak
Çocuğun üstün yararı ilkesini bir slogan olarak değil, her kararın olası etkilerini değerlendiren bir araç olarak görmek de bu adımlardan bir diğeri. Çalışmalar sıklıkla ortalama çocuğu varsayar ama hak temelli bir çalışma yoksulluk, engellilik, göç, toplumsal cinsiyet, bölgesel eşitsizlikler, kriz, afet gibi farklı bağlamları da düşünerek kimlerin dışarıda kaldığına bakarak ilerler.
- Hesap verebilirlik mekanizmaları kurmak
Geri bildirim ve şikâyet kanalları, ölçülebilir hak temelli göstergeler ve düzenli izleme süreçleri oluşturmayı ise unutmamak gerekiyor.
Kısaca çocukları özne olarak görüp, onlarla beraber çalışmak, devlet aktörlerini sorumlu tutmak ve onlarla ilişkilenmek, kararlara çocukları da dahil etmek, alınan ve alınmayan kararları gerekçelendirmek ve kendimiz de dahil hesap verebilir olmak gerekiyor.
Katılım bir etkinlik değil, çocuklarla birlikte bir süreç
Burada çocuk katılımı da önemli bir başka başlık. Zira çocuk hakları programlaması çocuğun katılımının çalışmanın tasarım sürecinden başlaması ve uygulama sürecinin tümüne dahil olması anlamına geliyor.
Çocuk katılımı, tek seferlik bir danışma toplantısı ya da temsili bir kuruldan ibaret değildir. Hak temelli bir yaklaşımda katılım; tasarımdan uygulamaya, izleme ve değerlendirmeye kadar tüm sürece yayılan bir ilkedir.
Bu, zahmetli ve dikkat gerektiren bir yol olabilir. Ancak çocukların görüşlerinin süreci gerçekten etkilediği, dikkate alınmadığında nedenlerinin açıkça paylaşıldığı bir katılım anlayışı, hem programların kalitesini hem de meşruiyetini güçlendirir.
Ortaklık olmadan kalıcı değişim mümkün mü?
Bütün bunlarla birlikte çocuk hakları alanında kalıcı ve yaygın bir etki yaratmak, tek bir STÖ’nün omuzlayabileceği bir yük değil. Haklar bölünemez ve çocuk hakları, kadın hakları, engelli hakları, göçmen hakları bütün haklar birbirini keser.
Bu nedenle çocuk hakları temelli programlama, kurumlar arası işbirliğini bir tercih değil, bir zorunluluk olarak görür. Ortak bilgi üretimi, ortak savunuculuk ve çocukların da bu süreçlerin parçası olduğu yapılar, hak temelli değişimin en güçlü araçlarıdır.
Küçük adımlar, büyük etki
Bugün Türkiye’de çocuklarla ilgili sorunlar büyük ve karmaşık. Ancak bu durum, hareketsiz kalmak için bir gerekçe değil. Çocuk hakları temelli programlama, STÖ’ler için kısa vadeli çözümlerden çok sürdürülebilir değişimin pusulası olabilir.
Belki her şeyi bir anda dönüştüremeyiz. Ama kullandığımız dili, tasarladığımız programları, çocuklara açtığımız alanları yeniden düşünerek başlayabiliriz.
Çünkü çocuklar hizmetten değil, haklardan yararlanmalı. Ve doğru olanı yapmak, yalnızca mümkün değil; hepimizin ortak sorumluluğu.