İlk olarak sizi tanımak isteriz. ARSA Derneği’ni biraz anlatır mısınız?
Sığınmacılar ve Mülteciler Dayanışma Derneği (ARSA), 2009 yılından bu yana faaliyet gösteren Türkiye merkezli bir sivil toplum kuruluşu ve yerel otoriteler, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve uluslararası kuruluşlarla iş birliği içerisinde çalışmalar yürütüyoruz. Amacımız ise başta sığınmacılar, mülteciler ve diğer dezavantajlı gruplar olmak üzere ihtiyaç sahibi bireylere destek ve dayanışma sağlamak.
Türkiye genelinde geniş gönüllü ağı ve paydaşlar aracılığıyla sağlık hizmetleri, eğitim hakkı, hukuki yardım ve temel hizmetlere erişim alanlarında aktif çalışmalar yürütüyoruz. Yıllardır sürdürdüğümüz hak temelli yaklaşım ve insani çalışmalar nedeniyle de ulusal ve uluslararası düzeyde çeşitli ödüllere layık görüldük.
Yerel ve ulusal çalışmaların yanı sıra akademik kurumlar ve araştırmacılarla iş birliği içerisinde saha araştırmaları yürütüyor; sığınmacıların yaşam koşulları, temel hizmetlere erişimleri ve karşılaştıkları hak ihlalleri üzerine veri ve analiz üretiyoruz. Ayrıca medya ile aktif iletişim kurarak mülteci ve sığınmacıların yaşadığı sorunlara dikkat çekiyor ve farkındalık oluşturmak amacıyla çeşitli faaliyetler yürütüyoruz.
Kayseri’de sığınmacı ve mülteci gruplarla farklı çalışmalar yürütüyorsunuz. Özellikle çocuklara yönelik faaliyetlerinizin odağında hangi ihtiyaç öne çıkıyor?
Başta Kayseri olmak üzere Türkiye’nin birçok ilinde ekiplerimiz ve gönüllülerimiz aracılığıyla vaka takibi ve savunuculuk faaliyetleri yürütüyoruz. Çocuklar özelinde sahada gözlemlediğimiz en temel ihtiyaç ise eğitim ve sağlık gibi temel haklara erişimde yaşanan sorunlar. Özellikle aileler hakkında İl Göç İdaresi tarafından tesis edilen bazı idari kararlar sonucunda kimliklerin pasif hale getirilmesi nedeniyle çocuklar eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimde ciddi engeller yaşıyor. Kimliklerin pasif olması, okul kayıtlarının yapılamaması, sağlık hizmetlerinden yararlanamama ve çocukların uzun süre temel haklardan mahrum kalması gibi ciddi sonuçlar doğuruyor. Bu nedenle çocukların eğitim ve sağlık haklarına erişiminin sağlanması, kurumumuzun en öncelikli çalışma alanlarından birini oluşturuyor.
Çocukların eğitim ve sağlık hakları ailelerin idari statülerinden bağımsız olarak korunmalı
Sığınmacı ve mülteci çocukların eğitim hakkına erişimde yaşadıkları zorluklar neler? Sahadaki gözlemlerinizi sizden dinlemek isteriz.
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle süreci kısaca açıklamak faydalı olur. Şöyle ki, sığınmacı ve mülteci çocuklar; İl Göç İdaresi dosyalarında aileleriyle birlikte kayıt altına alınıyor. Aynı aile dosyasında yer alan bireyler hakkında yürütülen uluslararası koruma süreçleri sonucunda ret veya geri çekilmiş sayılma kararları da verilebiliyor.
Biz bu süreçte çocuk mahkemelerine eğitim ve sağlık tedbiri talepli başvurular hazırlayarak çocukların temel haklara erişiminin mahkeme kararları aracılığıyla sağlanması için yoğun çalışmalar yürütüyoruz.
2024 yılı Temmuz ayında Kayseri’de yaşanan toplumsal olayların ardından eğitim tedbiri taleplerine ilişkin süreçlerde ciddi aksaklıklar yaşanmaya başlandı. Yaz aylarında çocuk mahkemelerine sunduğumuz eğitim tedbiri taleplerinin reddedildiği bilgisi danışanlarımız aracılığıyla tarafımıza ulaştı.
Yaptığımız görüşmeler ve araştırmalar sonucunda merkezi idare tarafından 81 ile gönderilen ve eğitim tedbirlerine ilişkin yeni uygulamalar içeren bir yazının bulunduğunu öğrendik. Bu yazıda haklarında sınır dışı kararı bulunan ailelerin çocukları için eğitim tedbiri talebinde bulunabilmeleri adına öncelikle İl Göç İdaresi’nden yasal kalış hakkına ilişkin belge sunmaları gerektiği bilgisi yer alıyordu. Bu durumun çocukların eğitim hakkına erişiminin önünde ciddi bir engel oluşturması nedeniyle kapsamlı bir savunuculuk süreci başlattık. Hazırladığımız raporda çocukların eğitim ve sağlık haklarının ailelerin idari statülerinden bağımsız olarak korunması gerektiği, aksi uygulamaların Anayasa ve uluslararası sözleşmelere aykırılık teşkil ettiğini ayrıntılı şekilde ortaya koyduk.
Hazırladığımız bu raporu BM başta olmak üzere birçok kurum ve paydaşla paylaştık ve yoğun savunuculuk faaliyetleri yürüttük. Bu çalışmalarımızın sonucunda ise mahkemeler yeniden eğitim tedbiri taleplerimizi kabul etmeye başladı ve karar gerekçelerinde raporumuzda yer verdiğimiz hukuki değerlendirmelere doğrudan yer verdi. Bu süreç çocukların eğitim hakkına erişiminin korunması adına yürütülen uzun soluklu hak savunuculuğu faaliyetlerinin somut bir sonucu oldu.
Hak savunuculuğu yalnızca hukuki bir mücadele değil
Eğitim hakkına erişim genellikle okul kaydı aşamasında tıkanıyor. Bu süreçte nasıl bir yöntem izliyorsunuz?
Mahkemeler tarafından eğitim tedbiri kararları verilmesine rağmen uygulamada okul kayıt süreçlerinde de çeşitli engeller yaşanabiliyor. Özellikle kimliklerin pasif görünmesi ve sistemde adres kayıtlarının yer almaması sebebiyle okul kayıtları yapılamıyor.
Biz bu noktada öncelikle okul müdürlüklerine, ardından ilçe ve il milli eğitim müdürlüklerine yazılı başvurular yapılmasını sağlıyoruz. Mahkeme kararlarının anayasal zorunluluk gereği uygulanması gerektiğini belirten dilekçeler hazırlıyor ve süreci yazılı şekilde takip ediyoruz.
Biz yürüttüğümüz yoğun takipler sonucunda eğitim tedbiri kararı bulunan çocukların kayıtlarının Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılabildiği ve ilgili okullara bildirildiği bilgisine ulaştık. Bu süreçte danışanlarımızı da hem hukuki hem psikolojik açıdan destekledik.
Okul kayıtlarının ardından çocukların eğitim süreçlerini sürdürebilmeleri için de çeşitli destekler sunuyoruz. Dil bariyerinin azaltılması amacıyla Türkçe, İngilizce, Arapça ve Farsça kursları ile konuşma kulüpleri düzenliyoruz. Akran zorbalığına karşı psikoloğumuz tarafından ofisimizde ve okullarda farkındalık eğitimleri gerçekleştiriliyor. Çocuklar ve aileleri için bireysel danışmanlık görüşmeleri yapıyoruz. Sosyal uyum faaliyetleri kapsamında atölyeler, piknikler, kültürel etkinlikler, doğa yürüyüşleri ve kaynaştırma programları düzenliyoruz. İhtiyaç sahibi çocuklara kırtasiye ve eğitim materyali desteği sağlıyoruz. Düzenli olarak psikolojik, sosyal ve hukuki bilgilendirme oturumları gerçekleştiriyoruz.
Bu çalışmaların önemli bir kısmını ise toplumsal uyum ve birlikte yaşam kültürünün güçlendirilmesi hedefiyle hem sığınmacı aileleri hem de ihtiyaç sahibi yerel halkı kapsayacak şekilde planlıyoruz.
Çocuğun okulda kalmasını destekleyecek ek çalışmalarınız var mı?
Derneğimiz bünyesinde faaliyet gösteren çocuk hakları komitesi, psikologlarımız, çocuk koruma uzmanlarımız ve sosyal çalışmacılarımız aracılığıyla çocukların okula devam süreçlerini destekliyoruz.
Çocuk hakları komitemiz, tamamen 18 yaş altı çocuklardan oluşuyor. Bu komite düzenli toplantılar yapıyor. Böylece çocukların yaşadığı sorunları doğrudan ifade etmelerine alan açabiliyoruz. Yine çocukların okul ortamında yaşadıkları sorunları, akran ilişkilerini ve ihtiyaçlarını da bu toplantılar sayesinde doğrudan tespit edebiliyor ve çözüm yolları geliştirebiliyoruz.
Öğretmenler ve okul yönetimleriyle ilişkiniz nasıl ilerliyor?
Yerel kurumlarla kurduğumuz güçlü iletişim sayesinde özellikle kayıt ve uyum süreçlerinde önemli bir destek mekanizması olarak görülüyoruz. Çocukların kayıt sonrası yaşadığı sorunlarda okul yönetimleri veya aileler de doğrudan derneğimize ulaşıyor. Her başvuru öncelikle sosyal çalışmacılarımız tarafından değerlendiriliyor, ardından ihtiyaç doğrultusunda psikososyal destek, hukuki danışmanlık, etkinlik/program birimi veya çocuk koruma birimlerine yönlendirmeler yapılıyor. Böylece okul yönetimleriyle iş birliği içerisinde çocukların sosyal uyum süreçlerini destekleyebiliyoruz.
Hak ihlalleri karşısında nasıl bir yol izliyorsunuz?
2024 yılından itibaren yoğun şekilde yürüttüğümüz okullaşma süreçlerine ilişkin ayrı bir müdahale protokolümüz henüz yok ancak mevcut kurumsal prosedürlerimiz çerçevesinde süreçleri aktif şekilde yürütüyoruz. Okul kaydı, dil bariyeri, kontenjan sorunu veya ayrımcılık gibi durumlarda öncelikle yazılı başvuru mekanizmaları işletiyoruz, idari mercilerle görüşmeler yapıyor ve gerekli yönlendirmeleri sağlıyoruz. Özellikle yazılı başvuruların ve resmî kayıt oluşturmanın hak savunuculuğu süreçlerinde oldukça önemli olduğunu düşünüyoruz.
Benzer durumlarla karşılaşan örgütlere ne tavsiye edersiniz?
Sahada çalışan sivil toplum örgütleri çoğu zaman oldukça karmaşık ve uzun soluklu sorunlarla karşılaşıyor. Bu nedenle önceliğin yılmamak ve sorunları aşama aşama analiz ederek ilerlemek olduğunu düşünüyoruz.
Bazen çözülmesi imkânsız gibi görünen büyük sorunlar doğru analiz, yazılı başvurular, savunuculuk faaliyetleri ve sabırlı takip sayesinde çözülebiliyor. Eğitim tedbirleri konusunda yaşadığımız süreç bunun en somut örneklerinden biri.
Ayrıca idari makamlarla yürütülen süreçlerde sözlü görüşmeler yerine mutlaka yazılı başvurular yapılmasını, olumsuz tutumlarla karşılaşıldığında resmî tutanak talep edilmesini ve sürecin kayıt altına alınmasını önemli buluyoruz. Ancak en önemli nokta umudu kaybetmemek ve hak savunuculuğunun uzun soluklu bir süreç olduğunu unutmamak. Hak savunuculuğu yalnızca hukuki bir mücadele değil, aynı zamanda bir yaşam ve dayanışma biçimi.