Ana içeriğe atla
Image
stgm
Share

Bir Mahalle Mücadelesinden Çocuk Hakları Savunuculuğuna: Sulukule Gönüllüleri Derneği

Sulukule Gönüllüleri Derneği, İstanbul'un tarihî bölgelerinden biri olab Sulukule’deki zorla yerinden edilme sürecinin ardından çocukların eğitim, oyun ve güvenlik hakları için yürütülen mücadelenin içinden doğdu. Dernek, bugün çocukları yalnızca hizmet alan değil, karar süreçlerine katılan hak sahibi özneler olarak gören yaklaşımıyla mahalle temelli çalışmalarını sürdürüyor. Çocuk katılımından Mor Kutu uygulamasına, çocuk odaklı izleme-değerlendirme sistemlerinden güvenli alanların inşasına uzanan bu söyleşide, çocukların sesinin kurumları nasıl dönüştürebildiğini konuştuk.

Siz uzun yıllardır mahalle temelli çalışmalar yürütüyorsunuz. Derneğin kuruluş hikâyesini ve Sulukule’de çocuklarla çalışmaya nasıl başladığınızı kısaca anlatabilir misiniz?

Sulukule Gönüllüleri Derneği'nin (SGD) kuruluş hikayesi, İstanbul'un tarihî bölgelerinden biri olan Sulukule'de yaşanan bir hak mücadelesine dayanıyor. 2005 yılında yürürlüğe giren 5366 sayılı Kanun, Sulukule'nin yıkılarak yenilenmesinin önünü açtı ve bu süreç ağırlıklı olarak Roman ailelerden oluşan mahallenin sakinlerinin zorla yerinden edilmesi başta olmak üzere çok yönlü hak ihlalleriyle sonuçlandı. 

Sulukule Platformu bünyesinde bu haksız tahliye sürecine karşı mücadele veren gönüllüler ise yıkım bölgesinde yaşayan okul çağındaki çocukların büyük çoğunluğunun okula gitmediğini ya da okulu bıraktığını fark etti. Bunun üzerine yerinden edilme mücadelesi, yerinden edilmenin çocuklar üzerindeki yıkıcı etkilerine karşı bir mücadeleye dönüştü. Kurucular tarafından yürütülen çalışmalar zamanla tüzel bir yapıyı zorunlu kıldı ve 2010 yılında Karagümrük/Fatih'te Sulukule Gönüllüleri Derneği kuruldu. Yıkım alanındaki mücadele; yıkımın etkileri ve sonrasında çocukların iyi olma hali önündeki hak ihlalleriyle mücadeleye evrildi.

Dernek ilk yıllarında, 35 metrekarelik küçük bir mekanda gönüllülerinin de desteğiyle çocuklar için akademik ve beslenme desteği gibi sosyal destek faaliyetleri yürüttü. Çocukların sosyal becerilerini geliştirmek amacıyla ritim ve fotoğraf gibi sanatsal atölyeleri hem dernek mekanında hem de bölgedeki okullarda gerçekleştirdi. Zamanla SGD, hak temelli bir toplum merkezi modeliyle çalışan bir sivil toplum kuruluşuna dönüştü ve derneğin faaliyetlerinden yararlanan çocuklar çeşitlendi. Uzun dönemli, çok yönlü ve oyun temelli çalışmalar temel yaklaşımımız haline geldi. Çocuklarla birlikte bakım verenler, öğretmenler ve okul idarecilerine yönelik programlar geliştirildi; kadın çalışmaları kilit faaliyetlerimizden biri oldu. Bugün SGD, çocukların desteklenmesini pasif bir yardım sürecinden, aktif katılım ve hak temelli bir dönüşüm süreci olarak görüyoruz ve Türkiye’de tüm çocukların iyi olma hallerini destekleyerek, eşit ve adil eğitime erişimini sağlamayı amaçlıyoruz.

Yerinden edilmenin en ağır yükünü çocuklar taşıyor

Kentsel dönüşüm, yoksulluk ve yerinden edilme süreçleri çoğu zaman yetişkinlerin meselesi gibi konuşuluyor. Peki bu süreç çocukların gündelik yaşamını, oyun hakkını ve  çocukların güvenliğini nasıl etkiliyor?

Kentsel dönüşüm ve yerinden edilme süreçleri, yetişkinlerin dünyasında ekonomik ya da hukuki bir mesele gibi tartışılsa da çocuklar için doğrudan eğitim hakkı engeli, oyun alanlarının kaybı ve ciddi güvenlik riskleri anlamına geliyor. "Roman Çocuklar: 'Okuyacağız da Ne Olacak?'" çalışmamızda da gördüğümüz üzere, bu süreç çocukların hayatını etkiliyor. 
İlk olarak, ekonomik yoksunluk ve yerinden edilme, ailelerin çocukları okul yerine güvencesiz ve kayıt dışı işlere yönlendirmesine neden oluyor. Maddi güçlükler derinleştikçe beslenme yetersizliği, giysi, çanta ve kırtasiye gibi en temel okul ihtiyaçlarının karşılanamaması çocukların okulla bağını tamamen koparıyor. Yoksulluk ve yerinden edilme ise çocuk işçiliği riskini doğrudan artırırken okul terklerini de kitleselleştiriyor. 

Mekansal dönüşüm ve yoksulluk da burada önemli bir faktör. Zira çocukların kendilerini ait hissettikleri mahalle dokusunu yok ediyor. Çocukların okul sonrasında güvenle zaman geçirebilecekleri, akranlarıyla sosyalleşip oyun oynayabilecekleri donanımlı toplum merkezlerinin ve sosyal destek alanlarının eksikliği, çocukları güvensiz sokaklara ve risklere açık alanlara itiyor. Oyun hakkından mahrum kalan çocuklar ise erken yaşta yetişkinlerin hayatta kalma mücadelesine ortak olmak zorunda kalıyor.

Ve yine yoksunluk, açlık ve kentsel güvensizlik ne yazık ki çocukları adli sorunlarla karşı karşıya getirebiliyor. Raporumuzda açıkça ortaya koyduğumuz gibi yoksulluk, çocukların maruz kaldığı ihmal ve istismarı arttırırken, çocuk işçiliği ve çocuk yaşta evlilik risklerini de en üst seviyeye çıkarıyor. 

Bu nedenle kentsel dönüşüm ve yoksulluk süreçlerinde çocukların güvenliğini ve gelişimini korumak için acilen okulda ücretsiz beslenme desteği sağlanmalı, aileler eğitim burslarıyla desteklenmeli ve çocukların oyun/sosyalleşme hakkını koruyacak mahalle temelli toplum merkezleri oluşturulmalıdır. 

Çocuklar bizim için faydalanıcı değil, karar verici

Çocuk katılımını nasıl tanımlıyorsunuz? Çocukları duymak sizin çalışmalarınızı nasıl etkiliyor? Çocuklar çalışma biçiminizi nasıl dönüştürüyor? 

Çocuk katılımı her şeyden önce temel bir çocuk hakkı olmakla birlikte tüm çocuk haklarının hayata geçmesinde yol gösterici, hakim bir ilke. Yaygın olarak çocuklara fikirlerini sormakla ilişkilendirilese dahi bizim için yalnızca bundan ibaret değil. Biz katılımdan çocukların kendi hayatını etkileyen kararlarda aktif bir özne olmasını anlıyoruz. Dolayısıyla SGD’de çocuk katılımını gerçeki şekilde sağlamak temel hedeflerimizden olmakla birlikte katılım faaliyet tasarımlarımızdan, bütçe süreçlerine kadar çalışmalarımızda temel bir ilke. 

Çocukları gerçekten duymak, yetişkin merkezli bakış açımızı sürekli olarak sorgulamamızı sağlıyor. Onların sesine kulak verdiğimizde, onlar için en iyisi budur diye masa başında tasarladığımız programların bazen çocukların gerçek ihtiyaçlarıyla örtüşmediğini görüyoruz. Çocuklar bizim çalışma biçimimizi daha esnek, daha dinamik ve kesinlikle daha yaratıcı olmaya zorluyor. SGD’de hiyerarşik bir öğreten-öğrenen ilişkisi yok; çocukların geri bildirimleriyle şekillenen, onların rehberliğinde yürüyen ortak bir üretim süreci var.

Mor Kutu: Çocukların sözünü duyurdukları güvenli alan

Geliştirdiğiniz “mor kutu” uygulamanız ilham verici. Bu fikir nereden doğdu? Çocuklar bu mekanizmayı nasıl kullanıyor? Kutuyu sadece geri bildirim için mi kullanıyorlar? Yoksa burası aynı zamanda bir dilek kutusu mu? 

Mor Kutu, dernekte çocuk katılımını soyut bir ilkeden somut bir pratiğe taşımak ve dernek içinde güvenli, anonim de olabilecek bir ifade kanalı açmak için kullandığımız bir araç olarak ortaya çıktı. İsmini çocukların koyduğu kutu çocukların sesini duymanın yollarını çeşitlendirmemizi sağlıyor.

Mor Kutu sadece bir geri bildirim ya da şikâyet mekanizması değil; aynı zamanda bir dilek ve hayal kutusu. Çocuklar bunu çok katmanlı kullanıyorlar. 2024-2025 döneminde kutudan 67 not çıktı. Bunların büyük çoğunluğu taleplerden oluşuyordu: sinemaya gitmek, dans atölyesi açılması, daha fazla gün açık olunması, pizza… Bir kısmı şikayetti:: "çocuklara çok karışılıyor", "kurallar fazla", "gürültü var"… Bir kısmı sevgi ifadeleriydi: "seni seviyorum", "çok eğlenceli"… Bir kısmı ise pratik ihtiyaçlardı: tuvalet sabunu, peçete, yara bandı. Ve tabii dilekler: geleceğe dair hayaller, doğrudan paylaşmakta zorlandıkları konulara dair notlar.

Bu çeşitlilik bize çok şey söylüyor. Çocuklar bu kutuya, derneği gerçekten kendi mekanları olarak benimsedikleri için yazıyorlar. Mor Kutu onların birer hak sahibi olduğunun somut göstergesi. Kutudan çıkanlara dönütler veriyoruz. Yapılabilenler yanında yapılamayanlar da çocuklara açıklanıyor. Çünkü duyulmanın en az sonuç kadar önemli olduğunu düşünüyoruz. 

Kuralları çocuklarla birlikte yazıyoruz

Çocuklardan gelen geri bildirimler çalışmalarınızı nasıl etkiliyor? “Biz bunu şöyle yapıyorduk ama çocuklardan gelen öneriler sonrası artık böyle yapıyoruz” dediğiniz örnekler varsa dinlemek isteriz.

Çocuklardan gelen geri bildirimler bizim için dönemsel birer tavsiye değil; çalışmalarımızın her aşamasını şekillendiren temel esaslar. Dernekteki pratiklerimizin çocukların yönlendirmesiyle nasıl dönüştüğünü birkaç farklı boyutta görebiliyoruz.

Şu an STGM’nin desteklediği Çocuk Katılımı Mekanizmaları projesi kapsamında çok önemli bir dönüşüm sürecindeyiz. Çocuk Güvenliği Politikamızın davranış kurallarını, masa başında yetişkinlerle yazmak yerine doğrudan çocuklarla birlikte güncelliyoruz. Kuralları onlarla birlikte koyuyor, dernek kurallarını ve sözleşmelerini birlikte hazırlıyoruz. 

Projeler düzeyinde yürüttüğümüz tüm faaliyetler ve atölye içerikleri tamamen çocukların isteklerine, ilgilerine göre esneyip şekilleniyor. Yetişkinlerin onlar için faydalı gördüğü şablonlar yerine, çocukların merak ettiği ve talep ettiği temalar üzerinden öğrenme süreçleri tasarlamaya gayret ediyoruz. 

Dernek mekanının fiziksel olarak ihtiyaçları  ya da materyallerin belirlenmesi gibi konularda çocukların geri bildirimlerini esas alıyoruz. Mekanın gerçek sahibinin onlar olduğunu hissetmeleri, bu mekan düzenleme süreçlerine dahil olmalarıyla başlıyor. 

Lise çağındaki gençler kendi fikirleriyle, kendi yapmak istedikleri bir çalışmayla geldiklerinde onlara hazır bir paket sunmuyoruz. Aksine, kendi alanlarını yaratabilmeleri için arkaya çekiliyor; süreç boyunca ihtiyaç duydukları her an onları kolaylaştırıcı olarak destekliyoruz. 

Dernekteki yaşamın en küçük alanda katılımı işletmeye çalışıyoruz. Gündelik olarak çocuklara sunulan ikramlardan gidilecek gezilere, organize edilecek festivallerden eğlence içeriklerine kadar her şey çocukların istekleri ve seçimleri doğrultusunda şekilleniyor. 

Çocuklar izleme-değerlendirmenin de bir parçası olmalı

UNICEF ile birlikte hazırladığınız rehber çalışmasından da kısaca bahsedebilir misiniz? Bu rehber hangi ihtiyaçtan doğdu ve kimler için hazırlandı?

UNICEF desteğiyle hazırladığımız "Çocuk Odaklı İzleme Değerlendirme Sistemi Rehberi", biz de dahil olmak üzere sivil toplum ve çocuk alanında çalışan kurumlarda çocuk odaklı bir yaklaşımı uygulamaya nasıl dökeriz sorusuyla doğdu. Sahada çocuklarla yürütülen projelerin, atölyelerin ya da programların izlenmesinde çocuklar genellikle yalnızca veri toplama aşamasında sürece dahil oluyor; toplanan verilerden üretilen raporlarla çoğu zaman hiç karşılaşmıyorlar. Bu rehber, çocuk katılımını ve izleme-değerlendirme süreçlerini bir araya getirerek çocukları sürecin içinde bir özne olarak düşünmeyi hedefliyor.

SGD olarak kendi izleme-değerlendirme sistemimizi kurma sürecimiz de bu rehberin arka planını besledi. 2017'den itibaren derneğin tüm çalışmalarını kapsayan bir değişim teorisi oluşturarak düzenli izleme döngüleri kurduğumuzda, çocukların bu sürecin neresinde yer aldığını yeniden sorgulamak zorunda kaldık. Bu sorgulamanın birikimi de rehbere yansıdı.

Rehber; hazırlık, katılım ve etki aşamalarını kapsayan 7 adımlı bir sistem üzerine kurulu. Çocuklarla yürütülen hak temelli çalışmaların kalitesini, çocuk güvenliğini ve programların yarattığı gerçek etkiyi ölçebilmek için çocuk dostu yöntemler sunuyor. Klasik, yetişkin merkezli anketler veya raporlama formatları yerine; çocukların gelişimsel özelliklerine uygun, oyun temelli, görsel ve çocuk odaklı izleme-değerlendirme araçlarının nasıl kurgulanacağını adım adım anlatıyor.

Başta çocuk hakları ve çocuk katılımı alanında çalışan sivil toplum örgütleri olmak üzere; yerel yönetimler, sosyal hizmet uzmanları, eğitimciler, araştırmacılar ve çocuklarla doğrudan temas kurarak program tasarlayan, uygulayan ve bu programların çocukların hayatındaki somut etkisini hak temelli bir yaklaşımla ölçmek isteyen tüm sivil toplum profesyonelleri için bir el kitabı olarak hazırlandı.
Amacımız; çocukları sadece projelerden faydalanan birer hedef kitle olarak görmeyi bırakıp, yürüttüğümüz çalışmaların niteliğini ve etkisini bizimle birlikte değerlendiren birer izleme-değerlendirme paydaşı haline getirmek.

Güvenli bir ilişkinin ilk adımı: dinlemek

Çocuklarla güvenli ve anlamlı ilişki kurmak isteyen ancak nereden başlayacağını bilmeyen bir sivil toplum örgütüne ne söylemek istersiniz? Yola nereden başlasınlar? 

Bu yolculuğa çıkacak kurumlara ilk önerimiz; yetişkin hiyerarşisini ve "her şeyi bilme" refleksini kapıda bırakarak işe başlamaları olur. Yola çıkarken çok büyük, karmaşık ve masa başında tasarlanmış projeler üretmek yerine, ilk adımı çocukları sadece dinlemek ve gözlemlemekle atmak süreci çok daha sağlıklı kılacaktır. Çocuklara bir hedef kitle ya da faydalanıcı olarak değil, sürecin en başından itibaren kurucu birer paydaş olarak yaklaşmayı önemsiyoruz.

Çocuklarla kurulan güven ilişkisi, tutarlılıkla inşa edilir. Bu nedenle çocuklara yerine getirilmesi güç ya da imkansız olan sözler vermemek ve bu bağı dönemsel değil, uzun vadeli kurgulamak her zaman daha kalıcı bağlar yaratır.
Sürece başlarken, çocukların kendilerini hem fiziksel hem de duygusal olarak güvende hissedecekleri esnek bir alan açmak ve onlara doğrudan şu soruyu sormak rehberimiz olabilir: "Burada ne yapmak istersiniz, burayı birlikte nasıl bir yer haline getirelim?" Bu sorunun ardından zaten yönümüzü ve adımlarımızı çocuklar kendi heyecanlarıyla belirliyorlar.

Sulukule’de çocuklarla birlikte çalışmak size ne öğretti, dünyanızı nasıl değiştirdi? 

Burada çocuklar için alternatif güvenli bir alan kurmaya çalışırken, aslında bu alanın biz yetişkinler için de benzer bir anlam taşıdığını süreç içerisinde fark ettik. Kabulün olduğu, destekleyici ve yargısız bir alan; bir çocuğun kendini keşfetmesini, güvenle ortaya koyabilmesini ve başkaları üzerinde etki yaratabilmesini sağlıyor. Bunun yalnızca çocukluk dönemine değil, yaşam boyu süren bir ihtiyaca karşılık geldiğini düşünüyoruz.

Dernekte yürüttüğümüz hak temelli çalışmalar ve yıllar içinde birlikte oluşturduğumuz kültür; kendimizi yaratıcı yollarla ifade edebilmemizi, hayal kurarken sınırlandırıcı normların ötesine geçebilmemizi sağladı. Burada kurulan destekleyici ilişkiler ağı aidiyet duygumuzu güçlendirdi. Bugün dernek, birbirimize karşı daha sabırlı ve kapsayıcı olmayı deneyimlediğimiz ve aynı zamanda birbirimizden öğrenebildiğimiz zengin bir alanı temsil ediyor.

İlgili Eğitim