Bu çerçevede birlikte çalıştığımız örgütlerden biri de Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği. Dernek, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) ile hayata geçirdiğimiz destek programı kapsamında çocuk yaşta, erken ve zorla evliliklerin önlenmesine yönelik çalışmalar yürütüyor. Biz de bu kapsamda Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği’nden Selen Doğan ile hem projeyi hem de çocuk yaşta, erken ve zorla evlilikler meselesini konuştuk.
Uçan Süpürge Derneği olarak uzun süredir kız çocuklarla birlikte çalışıyorsunuz. Temel gündemlerinizden biri de çocuk yaşta evlilikler ve bu konuda oldukça deneyimlisiniz. İlk olarak sormak isteriz, bu sorunun çözümü konusunda nasıl bir direnç var?
Çocuk ve evlilik, yan yana gelmemesi gereken iki kelime… Çocuk yaşta, erken ve zorla evliliklerin önlenmesi için neredeyse 20 yıldır hem sahada hem masa başında çalışan bir aktivist olarak bu iki kelimenin bir aradalığının toplumun gözünde nasıl meşru ve muteber sayıldığına sıklıkla tanıklık ettim. Evliliğin yaşam döngüsünün vazgeçilemez, ertelenemez bir etabı olarak benimsendiği güçlü kültürel normlar ve kabuller, çocukların evlendirilmesinin yasal ve kabul edilebilir olmadığı, önlenmesi gerektiği ve önlenebileceği bilgisini çoğu kez boşa düşürdü.
Zira çocuklar adına evlilik kararını verenler ve bu kararı destekleyenler, başka türlüsünü aklından bile geçirmeyenler ya da yine kültürün etkisiyle buna karşı çıkamayanlar türlü gerekçelerle çocuk yaşta evliliği normalleştirmeyi bugün de sürdürüyor. Dünyada her üç saniyede bir kız çocuk evlendiriliyor. Yaşadığımız ülkede ise güncel, kapsayıcı ve bağımsız araştırmaların yetersizliği gerçek veriye ulaşmamızın önünde bir engelse de ortalama her dört evlilikten birinin çocuk yaşta yapıldığını biliyoruz. Evlilik istatistikleri, resmi nikahla yapılan evlilikler temelinde yayınlandığı için, büyük bir bölümü resmi olmayan yani kayıt altına alınmamış evliliklerin ortaya çıkarılması oldukça zor.
Çocuk yaşta evliliklerin toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle ilişkisini sorsak;
Toplumsal cinsiyetin diğer ötekileştirme biçimleriyle nasıl kesiştiğini, ataerkil toplumsal yapı içinde aile içi hiyerarşik sıralamanın en alt basamağında olan kız çocuklara bakarak görüyoruz. Kadınlara eş ve anne rolünün dayatılması, küçük yaşlardan itibaren kız çocukların evliliğe hazırlanması, gelecek kurgularının böylece alternatifsiz bırakılması evlilik yaşını aşağı çekiyor.
Evlendirilen kız çocukların cinsel sağlık/üreme sağlığı haklarına, eğitime ve adalete erişimi, ev içi şiddetten, her türlü ayrımcılıktan ve istismardan korunmaya yönelik girişimleri, sosyalleşme ve kültürlenme imkanlarının erişilebilirliği, yaşıtlarıyla etkileşim ve potansiyellerini hayata geçirme fırsatları büyük ölçüde zayıflıyor. Küresel göstergeler çocuk yaşta evliliklere son verilmeden Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarından en az sekizine ulaşılamayacağını gösteriyor.
Çocuk yaşta evlilikleri toplum gözünde “kabul edilebilir” kılan şeyin kültürel normlar olduğunu söyledin. Ama biliyoruz ki toplumsal değerler ve kültürel normlar görece “katı” ve bu başlıklarda değişim biraz zorlu. Sen ne söylemek istersin?
Evlenmek yetişkinler için bir haktır. Kişiler bu hakkı yasalar çerçevesinde kullanarak evlenmeyi seçebilir veya seçmeyebilir. Hiç kimse evliliğe zorlanamayacağı gibi, evlenmeme tercihi nedeniyle toplumsal baskıya, önyargıya veya eleştiriye maruz bırakılamaz. Ancak, erken ve zorla evliliklerin yaygınlığı meseleye hiç de böyle bakılmadığının kanıtı.
İlk evlenme yaşı geçmiş yıllara oranla yükseliyor olsa da çocuk yaşta evlilikler sorunu varlığını koruyor. Uluslararası hukukta cinsiyete dayalı şiddetin bir biçimi olarak kabul edilen ve insan hakları ihlali olan çocuk yaşta, erken ve zorla evliliklerin günümüzün çoklu krizler ortamında giderek karmaşıklaşan sebepleri ne sadece kültürün karanlığı ne de sadece yoksulluk. Başta, ‘var olmayan’ veya eksik/yanlış kurulan politikalar olmak üzere, çocuk yaşta evliliklerin doğrudan ve dolaylı sebepleri; gelir adaletsizliği, derin yoksulluk, çarpık kentleşme, göç ve yerinden edilme, iklim değişimi, evliliğin ve ailenin kutsanması, üreme baskısı, kadın korkusu ve düşmanlığı, heteroseksizm, muhafazakarlık, çatışmalar, salgınlar… diye uzun bir liste oluşturuyor. Çocukların evlendirilmesine etki eden faktörler bu kadar çeşitlenmişken, bu sorunla mücadele stratejilerinin de güncellenmesi gerekiyor.
Çocuk yaşta zorla erken evlilikle mücadele için stratejinin değişmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Uçan Süpürge Derneği özelinde konuşacak olursak sizin odağınız nedir?
Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği olarak, kurulduğumuz yıldan beri bu hak ihlaline dikkat çeken çalışmalar yapıyoruz. Savunuculuk ve iletişim temelli bu çalışmaların odağında kız çocukların haklarıyla birlikte güçlenmesi ve çocukların evlendirilmesine ‘hayır’ demenin yasal dayanaklarının göz ardı edilmemesi var. Bu eksende yürüttüğümüz faaliyetler çocuk yaşta evlilikleri ele aldığımız bağlamlara göre çeşitleniyor: Kavram tartışma atölyeleri, saha araştırmaları, yüz yüze ve çevrimiçi söyleşiler, uluslararası insan hakları mekanizmalarına raporlama gibi çalışmaların yanı sıra tematik belge üretimi de derneğimizin öncelikli işlerinden biri.
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu ve Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nin birlikte yürüttüğü program çerçevesinde bu çalışmaları yapmak üzere geliştirdiğimiz iki proje desteklendi.
İlki; 2023-24 döneminde yürüttüğümüz “Çocuk Yaşta Evliliklerle Mücadele: Değişen Dinamikler, Yeni Araçlar” projesiydi. Bu projede 52 ülkede çocuk yaşta evliliklerle mücadele örneklerini içeren bir Atlas, gazeteciler ve dijital haber içeriği üretenler için bir Kılavuz, çocuk yaşta evliliklere ilişkin kavramların yer aldığı bir Sözlük, erken ve zorla evlilikler Tipolojisi ve alanda çalışanlara rehberlik edecek üç Bilgi Notu yayınladık. Bütün bu dokümanlara derneğimizin web sitesindeki Bilgi Belge Merkezi'nden ulaşabilirsiniz.
İkincisi ise Ekim 2025’te tamamlanacak olan “Çocuk Yaşta Evliliklerin Önlenmesi için Sivil Toplum Örgütlerinin Uluslararası Savunuculuk Kapasitesinin Güçlendirilmesi” projesi.
Bu yeni proje döneminde odağınız nedir?
Bu projenin arka planında bizi uluslararası savunuculuğu öncelemeye yönelten iki motivasyon var. İlki, sivil toplum örgütlerine yönelik baskılarla daraltılan sivil alanın bilgi birikimini ortaklaştırması ve kesişimselliği bir savunuculuk pratiği olarak daha da güçlendirmesi ihtiyacı. Birbirimizin çalışmalarına kendi alanımızdan doğru yapacağımız katkılar, örnekse çocuk yaşta evliliklerin engellilik, göç, iklim gibi bağlamlarda nasıl ele alınması gerektiğine dair deneyimleri çoğaltıyor. Böylece hak ihlallerinin çokkatmanlılığını görme ve çok yönlü savunuculuk stratejileri geliştirme refleksi gelişiyor.
İkincisi ise kamu-sivil toplum diyaloğunun krizlerle dolu ülke gündeminde yönünü yitirmesine karşı uluslararası savunuculuğa ağırlık verme ihtiyacı. Hak savunuculuğunda seçilmişler (belediyeler, milletvekilleri gibi) ve atanmışlarla (kamu kurumları) diyaloğun zayıflaması ulusal mevzuatta çocuklar lehine iyileştirme yapılması için baskı gücü oluşturmayı zorlaştırıyor. Böyle bir ortamda sivil toplum örgütlerinin anayasaya dayanarak uluslararası insan hakları mekanizmalarını etkin biçimde kullanması daha da önem kazanıyor. Çocuk yaşta, erken ve zorla evliliklerin önlenmesi ve dolayısıyla kız çocukların insan haklarının korunması ve ilerletilmesi için sivil toplum örgütlerinin uluslararası insan hakları sözleşmelerinde tanımlanmış haklara sahip çıkmaları, bu hakların ulusal mevzuata yansıması için baskı gücü oluşturmaları yönünde kapasitelerinin güçlenmesi gerekiyor. Çocuk yaşta evlilik gibi çoklu hak ihlalleriyle mücadele, çok aktörlü bir çalışma gerektiriyor.
Bu iki proje birbirinin devamı gibi de düşünülebilir. Ürettiğimiz tüm bilgi ve belgeler birbiriyle konuşan, bir ana başlığın altında sıralanmış alt başlıklar gibi. Çocuk yaşta evliliklerin medyada nasıl temsil edildiği, iklim değişiminden nasıl etkilendiği ya da engelli kadınları nasıl etkilediği gibi onlarca tematik satırla doluyor defterlerimiz. Zira toplumlar, teknolojiler, ekonomiler değiştikçe, toplumsal cinsiyete dayalı hak ihlalleri de çeşitleniyor ve bu da çalışmalarımızın bütünlüklü, tutarlı, sürdürülebilir olmasını gerektiriyor.
Sivil Toplum Örgütlerinin Uluslararası Savunuculuk Kapasitesinin Güçlendirilmesi” projesindeki çalışmalarınızı biraz daha açacak olursak, bu dönem neler yaptınız ve yapacaksınız?
Biz bu dönemde sivil toplum örgütleri için üç atölye çalışması ve bir yol haritası oluşturma buluşmasından oluşan bir eğitim tasarladık. Konumuz belli: Çocuk yaşta evliliklerle mücadele. Eğitimi duyurmak için sosyal medya hesaplarımızda yayınladığımız çağrıya 30 şehirden, 36’sı sivil toplum örgütü olmak üzere 83 başvuru aldık. Bu beklediğimizin epey üzerinde bir sayıydı. Ankara, Adana, Hakkari, İstanbul, Konya, Adıyaman, Ağrı, Karaman, Van, Urfa, Edirne, Bursa, Tokat, Diyarbakır, Aydın, Antep, Şırnak, Hatay, Kütahya, Mersin, Erzurum, Balıkesir, Niğde, İzmir, Eskişehir, Tekirdağ, Trabzon, Kayseri, Giresun, Antalya’dan gelen dernek, vakıf, topluluk, belediye, baro, kamu kurumu ve bireysel katılım talepleri Uçan Süpürge Derneği’nin ilgiyle takip edilen ve güvenilir bir örgüt olduğunu gösteriyordu. Eğitime başvuranlar arasında 49 kişi atölye çalışmalarına katılarak belge almaya hak kazandı. Bunların 25’i çeşitli alanlardan sivil toplum örgütlerinin temsilcileriydi.
Sivil alanda sıklıkla düzenlenen eğitimler çalışanlar, yöneticiler ve gönüllüler için sürekli öğrenme ve deneyim paylaşımı fırsatı veriyor. Haklar alanı masamıza her gün yeni konular, yeni bilgi ve belgeler, bağlantılar getirip bıraktıkça hem bakış açılarımızı genişletmek hem de aramızda bilgi eşitliğini sağlamak bakımından bu buluşmalar çok değerli oluyor. Deneyimli olanlarımız ile yola yeni çıkanlarımız bu eğitimlerde buluşuyor, birbirine el veriyor. Fikir işçiliği ortak aklı çalıştırmaya meraklı, haklara duyarlı aktivistleri bir arada tutuyor.
Projenin üç hafta süren toplam on saatlik eğitiminde de çeşitli şehirlerde çeşitli alanlarda çalışan sivil toplum emekçileri için sadece teknik bilgiler edinme ortamı değildi; bu buluşmalar aynı zamanda meselelere birlikte bakma, farklı görüşleri paylaşma, sahadan getirilen deneyimlerle yeni perspektifler geliştirme kapılarını araladı.
Çocuk yaşta evliliklerin önlenmesi için uluslararası savunuculuk ve lobicilik becerilerimizi güçlendirmek üzere yapılan bu eğitimde dört temel yasal çerçeve üzerinde durduk: Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi, BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW), BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ve Evrensel Periyodik İnceleme (EPİ).
Projenin değişim teorisi; sivil toplum örgütlerinin bu insan hakları izleme mekanizmalarına katılımı savunuculuk stratejilerine dahil etmeleri, anılan sözleşmelerin komitelerine ve EPİ mekanizmasına raporlama yapma kapasitelerinin güçlenmesi (böylece veri temelli savunuculuk becerilerinin de gelişmesi) ve çoklu krizler çağında çocuk yaşta evliliğin çeşitlenen sebepleri ve sonuçlarını çoklu ayrımcılıklar ve çoklu hak ihlalleri olarak gündemleştirecek bilgi ve araçları etkin kullanmalarıydı.
Eğitimleri tamamladık. Şimdi sıra, uluslararası insan hakları mekanizmalarıyla daha güçlü bir diyalog için yol haritası belirlemek.