Ana içeriğe atla
Image
Avrupa Birliği bayrakları gökyüzüne karşı dalgalanıyor.
Share

“Yeni Demokratik Pakt” sürecinde sivil toplumun rolü tartışıldı

Avrupa Konseyi tarafından düzenlenen "Demokratik Yenilenmeyi Şekillendirmek: Sivil Alan ve Avrupa için Yeni Bir Demokratik Pakt” konferansı ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütlerini, akademisyenleri, insan hakları savunucularını ve politika yapıcıları bir araya getirdi. Avrupa’da artan demokratik gerileme eğilimlerini ve sivil alanın daralmasını çok paydaşlı bir çerçevede ele alan konferansta mevcut tehditleri ve çözüm yollarını kapsamlı biçimde değerlendirildi.

“Avrupa tarihsel bir eşikte”

Konferans, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Alain Berset ile Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty’nin açılış konuşmalarıyla başladı. Dönem başkanlığını yürüten Moldova adına Büyükelçi Daniela Cujbă da katılımcılara hitap etti.

Genel Sekreter Alain Berset, Avrupa’nın yeniden tarihsel bir eşikte bulunduğunu vurguladı ve Václav Havel’in Avrupa’yı “sorumluluk alma ya da bedel ödeme” ikilemiyle karşı karşıya bırakan yaklaşımına da atıf yaparak günümüz koşullarının da benzer bir demokratik sınav sunduğunu ifade etti.

Berset konuşmasında, Avrupa’nın dış tehditlere karşı güçlü bir yanıt verebilmesinin içeride sivil alanın açık tutulmasına bağlı olduğunu söyledi. Demokratik güvenin aşınması durumunda ise Avrupa’nın küresel ölçekte inandırıcı bir demokratik aktör olarak kalmasının mümkün olmayacağını  vurguladı.

Berset, seçim süreçlerine müdahalenin kolaylaştığını, buna karşın seçimlere duyulan güvenin zayıfladığını da söyledi. Dezenformasyon, yabancı müdahale ve yapay zekâ destekli manipülasyonun demokratik tartışmaları oy verme aşamasından önce şekillendirdiğini vurgulayan Berset, gazetecilere yönelik tehditler, barışçıl protestolara karşı aşırı güç kullanımı ve sivil toplum aktörlerine yönelik stratejik davaları (SLAPP’ler) ise sivil alanın daralmasının temel göstergeleri olarak sıraladı. Berset, CIVICUS verilerine atıfla, Avrupa Konseyi’ne üye 46 ülkeden yalnızca 12’sinde sivil alanın “açık” olarak nitelendirildiğini hatırlattı.

Üç tematik öncelik

Genel Sekreter, Yeni Demokratik Pakt sürecinde üç önceliğe işaret etti:

1. Dezenformasyon ve demokratik güvenlik

Yabancı kaynaklı bilgi manipülasyonunun artık yalnızca ifade özgürlüğü değil, demokratik güvenlik meselesi olduğunu belirtti. Avrupa Konseyi bünyesinde dezenformasyon ve yabancı müdahaleye ilişkin yeni bir sözleşme hazırlığının gündemde olduğunu açıkladı. Amaçlarının ifade özgürlüğünü sınırlamak değil, demokratik özneyi ve kamusal tartışma alanını korumak olduğunu vurguladı.

2. Göç ve hukukun üstünlüğü

Berset, göçün “güvenlik” ile “ilkesellik” arasında sahte bir ikilem üzerinden tartışıldığını ve bu yaklaşımın sivil alanı daralttığını ifade etti. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde güvenlik ile hukukun birlikte ilerlemesi gerektiğini söyledi.

3. Demokratik diyalog

Sivil alanın demokrasinin “nefes aldığı yer” olduğunu belirten Berset, demokratik yenilenmenin ancak sivil toplumu koruyan ve güçlendiren politikalarla mümkün olacağını ifade etti.

Geçmişin karanlığı kazanımların kırılganlığını hatırlatıyor”

İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty ise konuşmasına Struthof Nazi toplama kampına yaptığı ziyareti anlatarak başladı. Avrupa’nın yakın geçmişindeki sistematik insan hakları ihlallerinin, bugünkü demokratik kazanımların ne kadar kırılgan olduğunu gösterdiğini söyledi.

Komiser, sivil toplumun hem temel hizmetlerin sunumunda hem de politika süreçlerinin şekillenmesinde vazgeçilmez rol oynadığını belirtti. Dijitalleşme, kolluk faaliyetlerinde teknoloji kullanımı ve algoritmik ayrımcılık gibi alanlarda erken uyarı işlevini çoğu zaman sivil toplumun üstlendiğini ifade etti.

İnsan Hakları Komiseri, finansman krizleri, aşırı düzenleyici denetimler, “yabancı ajan” benzeri yasalar ve işlevsizleştirilen danışma mekanizmalarının da sivil alanı sistematik biçimde zayıflattığını vurguladı.

İlk Gün: Daralan alan, karmaşıklaşan yöntemler

Konferansın ilk gününde sivil alanın mevcut durumu ve izleme mekanizmaları ele alındı. Kısıtlayıcı mevzuat, idari taciz, finansmana erişimin engellenmesi ve damgalama pratikleri öne çıkan araçlar olarak tanımlandı. Protesto hakkına yönelik kısıtlamaların kamu güvenliği gerekçesiyle meşrulaştırıldığı; dijital alanda ise muğlak düzenlemeler yoluyla sivil toplum içeriklerinin sınırlandığı ifade edildi.

Slovakya örneğinde hükümetin sivil topluma yönelik sert söyleminin kurumsal bir düşmanlık ortamı yarattığı; buna karşın sivil toplumun hızlı koalisyonlar kurarak bazı düzenlemeleri durdurabildiği de iyi örnek olarak aktarıldı.
Mentimeter üzerinden yapılan değerlendirmelerde en acil sorun alanları ise kısıtlayıcı yasalar, saldırı ve tehdit riskleri, finansmana erişim ve karar alma süreçlerine sınırlı katılım olarak sıralandı.

Kadın hakları alanında çalışan örgütlerin karşılaştığı özgül riskler de ayrıca gündeme geldi. GREVIO temsilcisi, kadın hakları savunucularının artan şiddet ve tehditlerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Anti-toplumsal cinsiyet ve anti-feminist hareketlerin yükselişinin, sivil alanı daha da daralttığı ifade edildi.

İkinci Gün: “Daralan değil, kapanan sivil alan”

Konferansın ikinci günü demokratikleşme perspektifiyle devam etti. AGİT temsilcisi konuşmasında yalnızca “daralan” değil, birçok ülkede fiilen “kapanan” bir sivil alandan söz edilmesi gerektiğini ifade etti.
Öne çıkan riskler arasında; medya özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar, barışçıl toplanma hakkının sınırlandırılması, “yabancı ajan” yasaları, hukuki ve idari taciz uygulamaları dikkat çekti.

Gürcistan örneğinde “yabancı etki ajanlığı” yasasının STÖ’lerin fonlara erişimini ciddi biçimde etkilediği; birçok örgütün çalışan kaybettiği ve ofis kapatmak zorunda kaldığı da aktarıldı Uluslararası Af Örgütü Brüksel Ofisi Direktörü Eve Geddie ise kapanış oturumunda Türkiye’deki gelişmelere ve Osman Kavala davasına da değindi.

Finansman ve uluslararası iş birliği çağrısı

Konferans boyunca sürdürülebilir ve esnek finansman ihtiyacı en güçlü ortak mesajlardan biri oldu. Norveç temsilcisi, EEA ve Norway Grants kapsamında STÖ’lere yönelik 300 milyon avroluk yeni bir fon hazırlığının sürdüğünü açıkladı. 
AGİT temsilcisi ise bağımsız sivil toplumun korunmasının öncelik olması gerektiğini belirtti. “Sivil toplum demokrasi için tehdit değil, vazgeçilmez bir unsurdur” mesajı öne çıktı.

Kapanış mesajı: Sivil alan bir tercih değil zorunluluk

Konferansın sonunda sivil alanın korunması demokratik toplumlar için zorunluluk olduğu, sivil toplum politika süreçlerinde stratejik ortak olarak görülmesi gerektiği ve sürdürülebilir ve esnek finansman sağlanması gerektiği vurgusu yapıldı. Erken uyarı mekanizmaları güçlendirilmesi ve  sivil alanın kademeli biçimde kapanmasına karşı zamanında müdahale edilmesi gerektiği de ifade edildi.

İlgili Eğitim