İmzadan öte bir sorumluluk: Çocuklarla çalışırken neden onam formu almalıyız?
Çocuklarla çalışan sivil toplum örgütleri için güvenli, hak temelli ve etik bir çalışma ortamı oluşturmak temel sorumluluklardan biri. Bu sorumluluk yalnızca etkinliklerin içeriğini belirlemek değil, aynı zamanda çocukların katılım süreçlerinin nasıl yürütüldüğünü ve haklarının nasıl gözetildiğini de kapsıyor.
Bu gözetme halinde sahada sıkça duyduğumuz bir soru var: Çocuğun katılımı için ebeveynden onam formu aldık, bu yeterli mi?
Aslında bu sorunun cevabı kağıda atılan imzada değil, o imzanın temsil ettiği etik duruşta gizli. Çünkü onam, sadece hukuki bir koruma değil, çocuğun katılım hakkının en somut göstergesi.
Onam: Sadece bir izin mi, yoksa bir güven sözleşmesi mi?
“Onam” kavramını hepimiz farklı alanlarda duyuyoruz: sağlık hizmetlerinde, veri koruma süreçlerinde, hatta kimi zaman günlük işlemlerde bile.
Türk Dil Kurumu’na göre onam, “rıza” anlamına geliyor; yani bir şeyi uygun bulmak ya da izin vermek.
Hukuki bağlamda ise onam, bir kişiyle ilgili herhangi bir işlem yapılmadan önce o kişinin bu işleme bilerek ve özgür iradesiyle onay vermesi anlamına geliyor.
Ancak çocuk hakları bağlamında onam; çocuğun bir sürece bilerek, özgür iradesiyle ve bilgilendirilmiş şekilde "evet" veya "hayır" diyebilmesidir.
Onam sürecinde hak temelli yaklaşım ne demek?
Onam süreci sadece “izin almak” değil aynı zamanda çocukla güven ilişkisi kurmak, kararlarına saygı göstermek ve onu tüm süreçlere aktif olarak dahil etmek anlamına gelir.
Bir çocuğun “hayır” deme hakkı, bizim “evet”i ne kadar kolay aldığımızdan daha önemlidir.
Örgütler için bu süreç; iletişim dilini güçlendiren, güvene dayalı ilişkiyi destekleyen ve etik standartları somutlaştıran bir öğrenme alanıdır.
İmzanın ötesinde: Kişilik hakları ve mahremiyet
Bir çocuğun fotoğrafını çekmek, paylaşmak ya da kişisel bilgisini toplamak aynı zamanda onun kişilik haklarına müdahale potansiyeli taşır. Her çocuk, doğuştan sahip olduğu kişilik hakları ile korunur. Bu haklar; çocuğun isminden sesine, görsel temsilinden bedensel ve ruhsal varlığına kadar uzanan kişisel değerler bütününü koruma altına alır.
Hukuki dayanak: Türk Medeni Kanunu ile Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, özellikle çocuğun üstün yararı (Madde 3) ve devletin ve toplumun koruma yükümlülüğü (Madde 4) ilkeleri doğrultusunda, bu hakların yalnızca devlet tarafından değil; çocukla temas eden tüm aktörler tarafından gözetilmesini zorunlu kılar.
Mahremiyet: Bir çocuğun özel yaşamına saygı göstermek; aynı zamanda onun kimliğine, sınırlarına ve özne olma haline saygı göstermek anlamına gelir. Çocuklar açısından mahremiyet yalnızca “özel alan”dan ibaret değildir. Aynı zamanda özerklik, güven duygusu ve sağlıklı bir kimlik gelişiminin temel koşullarından biridir.
Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 16. maddesi de çocukların özel hayatına, ailesine ve haberleşmesine/iletişimine yönelik keyfi müdahaleleri açıkça yasaklar ve çocuğun onurunun yasalarla korunmasını garanti altına alır.
Kişilik hakları üzerinde tasarruf kime ait?
Hukuken ebeveyn veya vasi, çocuğun hakları üzerinde belirli bir tasarruf yetkisine sahiptir. Ancak bu yetki sınırsız değildir.
Çocuk, fiil ehliyeti yaş ve ayırt etme gücüyle sınırlı olsa da bir hak öznesidir ve haklara sahip olma bakımından yetişkinlerle eşittir. Bu nedenle yaşına ve olgunluk düzeyine uygun biçimde, kendi kişiliğini ilgilendiren konularda görüş bildirme ve karar alma süreçlerine katılma hakkına sahiptir.
Çocuğun rızasının aranması, onun hukuki işlem yapma ehliyetiyle ilgili bir tartışma değil, kişilik hakkının korunması ve çocuğun özne olarak tanınması meselesidir.
Bu noktada karşımıza çıkan tablo nettir:
Bakımveren onamı tek başına yeterli değildir: Çocuğun da bilgilendirilmesi ve özgür iradesiyle onam vermesi gerekir.
Bakımverenin itirazı esastır: Çocuk onam verse bile, bakımverenin olumsuz görüş bildirdiği bir durumda o işlem (etik ve hukuki olarak) gerçekleştirilemez. Zira bakımverenin çocuğun korunmasına ilişkin sorumluluğu çocuğun üstün yararı ilkesinin bir parçasıdır.
Uyumlu rıza: Hak temelli yaklaşım, “hangisinin onayı yeterli?” tartışmasından ziyade, çocuğun ve bakımverenin rızasının birlikte ve uyumlu biçimde aranmasını gerektirir.
Çocuğun onayı olmadan işlem yapılamayacağı gibi, bakımverenin açık itirazı varken de çocuğun onamına dayanılarak ilerlemek mümkün değildir. Her iki durumda da esas ölçüt çocuğun üstün yararının ve kişilik haklarının korunmasıdır.
Bakımveren onamı neden yetmez?
Sadece ebeveyn onayıyla yetinmek, çocuk hakları perspektifinden eksik bir yaklaşımdır. Çünkü,
Çocuk, kendi hayatını etkileyen konularda görüşünü ifade etme hakkına sahiptir (ÇHS md. 12).
Fotoğrafı, sesi ya da ifadesi paylaşılan kişi, yalnızca “ebeveynin çocuğu” değil; kendi kimliği, duygusu ve mahremiyeti olan bir bireydir.
Bilgilendirilmiş onam nasıl alınır?
Çocuğa sadece “Fotoğrafını paylaşalım mı?” diye sormak yeterli değildir. Çocuğa yaşına uygun bir dille, neden ve nasıl sorularına cevap veren bir açıklama yapılmalıdır.
Örnek ifade: “Bu etkinlikte çocuklar olarak birlikte yaptığınız çalışmaları göstermek istiyoruz. Bu yüzden bazen fotoğraflarınızı çekebilir, bunları sosyal medyamızda veya raporlarımızda paylaşabiliriz. Ancak fotoğrafının çekilmesini veya paylaşılmasını istemezsen bize söylemen yeterli. Bu kararın etkinliğe katılımını asla etkilemez, biz her şekilde burada olduğun için çok mutluyuz!”
Bu türden bir açıklama hem bilgilendirilmiş onamın temelini oluşturur hem de çocuğun özne olarak görülmesini sağlar.
Unutulma Hakkı: Onam Yaşayan Bir Süreçtir
Onam, bir kez alınıp rafa kaldırılan bir belge değildir. Çocuk, daha önce verdiği izni sonradan geri çekebilir; fotoğrafının silinmesini veya adının metinden çıkarılmasını isteyebilir. Hak temelli yaklaşım, bu talebin koşulsuz olarak karşılanmasını gerektirir.
Sonuç olarak;
Unutmayalım ki bir çocuğun fotoğrafını çekmek, paylaşmak ya da kişisel bilgisini toplamak doğrudan kişilik hakkına müdahale potansiyeli taşıyan eylemler arasındadır. Bu müdahalenin meşru kabul edilebilmesi ise ancak bilgilendirme, rıza ve koruma ilkelerinin birlikte ve eş zamanlı düşünülmesiyle mümkündür.
Burada yol gösterici ilke, çocuğun kişilik haklarını mahremiyet üzerinden somutlaştırarak koruyan bir pratik kurmayı gerektiren hak temelli bir yaklaşımdır.
Onam formu bir prosedür değil, örgütün hak temelli refleksini gösteren aynadır. Ebeveyn imzası atılmış bir formdan çok daha önemlisi, çocuğun kendini güvende hissettiği ve söz sahibi olduğu bir süreçtir. Çocuğun fotoğrafı veya sesi değil, haklarının korunması sivil toplumun asıl görünürlüğünü yaratır.
STGM Youtube Kanalına abone olun!
STGM YouTube Kanalı'nda çeşitli eğitimler, sunumlar ve sivil alana dair güncel tartışmalar yer alıyor. Kanalımızı şimdi inceleyin, abone olun.

