Çocuk hakları ihlallerini çoğu zaman ortaya çıktığı anda ve görünür sonucu üzerinden konuşuyoruz. Oysa bir ihlali yalnızca yaşandığı anla, mekânla, tek bir kurumla, tek bir çocukla ya da tek bir “olay”la sınırlı biçimde değerlendirdiğimizde, o ihlali mümkün kılan koşulları gözden kaçırıyoruz.
Çocukların eğitimden kopması, şiddete maruz bırakılması, yoksulluk içinde büyümesi, çalışmak zorunda bırakılması ya da adli sistemle karşılaşması yalnızca bireysel ya da münferit durumlar olarak ele alınamaz. Bu tablo yapısal eşitsizlikleri, koruyucu ve önleyici mekanizmaların eksikliğini, kamusal hizmetlerin zayıflamasını, sorumluluk zincirindeki kopmaları ve çocukların kendi yaşamlarını etkileyen kararlarda ne ölçüde muhatap alındığını birlikte düşünmeyi gerektiriyor.
Hak ihlalleri: yapısal sorunların turnusolu
Çocuk hakları açısından mesele yalnızca ihlal olduktan sonra ne yapıldığı değil; ihlal yaşanmadan önce hangi önlemlerin alındığı, ihlal olduğunda çocuğun nasıl korunduğu ve benzer ihlallerin tekrar etmemesi için hangi yapısal değişikliklerin yapıldığıdır. Bu nedenle “ne oldu?” sorusunun yanında, “bu ihlal neden önlenemedi?”, “kim hangi sorumluluğu yerine getirmedi?”, “hangi mekanizma işlemedi?” ve “çocuğun sözü bu süreçte nerede duyuldu?” sorularını da sormamız gerekiyor.
Çünkü çocukların yaşadığı hak ihlalleri, yapısal sorunların turnusoludur. Yoksulluk, eşitsizlik, kamusal hizmetlerin zayıflaması, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, göç, savaşlar ve iklim krizi çocukların yaşamını doğrudan etkiler. Karar alma ve kaynak dağıtma süreçlerinde çocukların hak ve ihtiyaçları öncelenmediğinde ise çocuklar çoğu zaman en fazla etkilenen ama en az muhatap alınan kişiler olur.
Bu noktada çocuk haklarının kilit taşlarını birlikte düşünmek gerekiyor: ayrımcılık yasağı, çocuğun yüksek yararı, yaşama ve gelişme hakkı ile katılım. Bu ilkeler birbirinden ayrı ele alınamaz.
Çocuğun sözü duyulmuyorsa yüksek yararından bahsetmek mümkün değil. Ayrımcılık varsa bazı çocukların katılımı, korunması ve gelişimi daha baştan sınırlandırılır. Yaşama ve gelişme hakkı güvence altında değilse diğer haklar gündelik yaşamda karşılık bulamaz.
Bu yüzden çocukları yalnızca korunması gereken kırılgan varlıklar ya da geleceğin yetişkinleri olarak göremeyiz. Çocuklar bugünün hak sahipleridir; kendi yaşamlarına, okullarına, mahallelerine, kentlerine ve kamusal yaşama dair söz kurma hakkına sahiptir.
Çocuk katılımı: salt görüş almak değil, aynı zamanda sözü duymak
Çocuk katılımı da tam burada önem kazanıyor. Katılım, çocuklara mikrofon uzatmak ya da birkaç görüşlerini almakla sınırlı değildir. Çocuklara kendilerini etkileyen konularda anlaşılır bilgi vermeyi, çocukların söz kurabileceği güvenli alanlar açmayı, bu sözü ciddiye almayı ve karar süreçlerine etki edebilmelerini sağlamayı gerektirir.
Çocukların örgütlenme özgürlüğünü de aynı yerden düşünmek gerekiyor. Çocuklar okulda, mahallede, dijital alanlarda, iklim krizi karşısında, eğitim hakkı için ya da kendi gündelik yaşamlarını ilgilendiren pek çok konuda olan biteni görüyor, düşünüyor ve kendi sözlerini kuruyorlar. Bir araya geliyor, itiraz ediyor ve dayanışma biçimleri geliştiriyorlar. Mesele çocuklara “katılın” ya da “örgütlenin” demek değil; onların sözünü, katılımını ve öz örgütlülüğünü tanımak, desteklemek ve güvence altına almak.
Birlikte Konuşalım'ın son programında çocuk hakları ihlallerine nasıl baktığımızı, bu ihlallerin neden yalnızca görünür sonuçlarıyla ele alınamayacağını, çocukların katılımını, örgütlenme özgürlüğünü ve çocukları hak sahibi özneler olarak muhatap almanın ne anlama geldiğini konuştuk. Program akışında da çocukların yaşadığı çok boyutlu ihlaller, çocukların örgütlenme hakkı ve sahadan deneyimler birlikte ele aldık. Sizi de 25 Mayıs Pazartesi günü yayınlanacak programı izlemeye ve birlikte düşünmeye davet ediyoruz.
YouTube kanalımıza buradan abone olabilirsiniz.