12. Kalkınma Planı hazırlık çalışmaları kapsamında Strateji ve Bütçe Başkanlığı koordinasyonunda kamuyu, özel kesimi, sivil toplum temsilcilerini ve akademik çevreleri bir araya getirmek üzere 54 özel ihtisas komisyonu ve 26 çalışma grubu oluşturulmuştu. Plan hazırlık sürecinde sivil toplum Kalkınma Sürecinde Sivil Toplum Kuruluşları başlıklı özel ihtisas komisyonunda değerlendirildi. 2023 yılında hazırlanan rapor, bu ay içerisinde T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı sitesinde yayınlandı.
Raporda, kalkınma sürecinin ekonomik, sosyal, çevresel sorunlarla çok boyutlu olacağı, bu sorunlarla mücadelede ise sivil toplumun etkin rol üstlenmesinin zorunlu olduğu ifade edildi. Raporda, sürdürülebilir kalkınmada sivil toplumun rolü vurgulandı; örgütlenme özgürlüğü, gönüllülük politikaları ve mali reformlara dair kapsamlı öneriler sunuldu.
Sürdürülebilir kalkınma için STÖ’lerin katkısı kritik önemde
Birleşmiş Milletler’in 2015 yılında ilan ettiği Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na (SKA) da atıf yapılan raporda, STÖ’lerin kamu ve özel sektörle işbirliğinin artırılmasının bu hedeflerin başarısı için kritik olduğu belirtildi. Türkiye’nin AB üyelik sürecinde güçlü sivil toplumun önemi de hatırlatıldı.
“2005 yılında adaylık müzakerelerine başladığımız AB, güçlü bir sivil toplumu demokrasinin önemli bir bileşeni olarak kabul etmektedir. Bu itibarla, sivil toplumun geliştirilmesini ve güçlendirilmesini sağlayacak yasal ve mali düzenlemelerin yapılması önem taşımaktadır.”
Türkiye’deki sivil toplumun gelişmesi ve kalkınma sürecine etkin bir şekilde katılabilmeleri için ifade, örgütlenme ve toplanma özgürlüğünün olması gerektiği de vurgulanırken devletin yükümlülükleri hatırlatıldı.
“Özgürlüklerin sağlanması için devletlerin müdahale etmeme gibi negatif yükümlülüklerinin yanı sıra hakların kullanılabilmesi için makul ve uygun tedbirler almak gibi pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Sivil toplumun gelişmesi ve katılım sürecinde etkin bir rol üstlenmesi aynı zamanda siyasi irade gerektirmektedir.”
Örgütlenme özgürlüğü konusunda elverişli bir ortam sağlanmalı
Raporda STÖ’lerin kalkınma sürecine etkili bir şekilde katkı sağlayabilmeleri ve sivil toplumun gelişimi için örgütlenme özgürlüğünün elverişli bir ortamda olması gerektiği de hatırlatıldı.
2020’nin Aralık ayında yürürlüğe giren 7262 sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun’un kamu kurumlarına sivil toplum faaliyetlerini sınırlandırabilecek veya engelleyebilecek geniş yetkiler verdiği vurgulanırken, STÖ’lerin denetimi, soruşturma ve veri toplanması gibi başlıklarda yapılan düzenlemelerin örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayıcı özellik taşıdığı söylendi.
Mevzuat düzenlenmeli, katılım mekanizmaları etkinleştirilmeli
Raporda kalkınmanın önemli bir unsuru olarak görülen politika yapma ve karar alma süreçlerine sivil alanın katkısının sınırlı kaldığı söylendi. Raporda STÖ’lerin kamu kurumlarıyla işbirliğini düzenleyen mekanizmalara karşın, bunların kullanımına ilişkin olumlu uygulama örneklerinin az sayıda olduğu, istişare süreçlerinin ise istisnalar dışında sınırlı kaldığı ifade edildi.
“ Kamu kurumlarının karar alma ve mevzuat hazırlama süreçlerinde STK’ların uzmanlıklarıyla katkı sağlayacakları etkin yapılar geliştirilmelidir. STK’lara yönelik varsa seçim sürecinin ve sunulan görüşlerin değerlendirilmesinin açık ve şeffaf olması gerekir.”
STÖ’lerin politika yapma ve karar alma süreçlerine katılımına ilişkin mevzuatta işbirliğinin güçlendirme vurgusuna karşın mevcut düzenlemelerde eksiklikler bulunduğu ve bu işbirliğinin nasıl hayata geçirileceğinin de net olmadığı ifade edildi.
“STK’ları ilgilendiren çok sayıda mevzuatın olması ve bu mevzuatların farklı kamu kurumları tarafından düzenlenebiliyor olması, özellikle birden fazla faaliyet alanında çalışan STK’ların mevzuat takibini zorlaştırmaktadır. “
Sivil alanın gelişimi için mali reform şart
STÖ’lerin mali kapasitesinin oldukça sınırlı olduğuna dikkat çekilen raporda kamu desteği, vergi avantajları ve yenilikçi finansman modelleri konularında kapsamlı reform çağrısı yapıldı. Vergi muafiyeti ve kamu yararı statüsünden yalnızca sınırlı sayıda örgütün yararlanabildiği ifade edildi.
STÖ’lerin mali kaynaklarının ağırlıkla bağış ve yurt dışından alınan yardımlar olduğu ve hem derneklerin hem de vakıfların gelirlerinin gelişmiş ülkelere oranla düşük kaldığı belirtildi. Raporda, mevzuatta yardım ve bağış arasındaki ayrımının netleştirildiği ancak bazı komisyon üyelerinin eleştirilerinin olduğu da not edildi.
“…bazı Komisyon üyeleri desteğin, STK’nın talebi doğrultusunda olup olmamasının önemli olmadığını ve her iki şekilde de gelen desteğin izne değil bildirime bağlı olması gerektiğini, ayrıca yardım ve bağış olmak üzere iki farklı kavram kullanılmasının uygulamada problemlere yol açtığını belirtmiştir.”
Yardım toplama politikasına ilişkin öneri de “STK’ların mali kapasitelerinin güçlendirilmesi” başlığı altında yer aldı:
“Yardım toplama süreçleri izin yerine bildirime bağlanacak, izin alma prosedürleri ise kolaylaştırılacaktır.”
Raporda yurtdışından gelen fonların Türkiye’deki STÖ’ler için önemli bir kaynak olduğu ancak yurt dışından fon alan örgütlere yönelik olumsuz etiketlemelerin STÖ’lerin içine kapanmasına ve üretkenliklerinin azalmasına neden olabildiği de söylendi.
İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün 2021 yılı verilerine göre derneklerin en büyük gelir kalemini %31 ile bağış gelirleri oluştururken, bunu %27 ile yurtdışından alınan yardımlar takip ediyor.
Merkez örgütler kadar yerel örgütlerin de kapasitesi geliştirilmeli
Raporda kalkınmanın eksiksiz biçimde gerçekleşebilmesi için merkezdeki örgütler kadar yereldeki örgütlerin de kapasitelerinin geliştirilmesi gerektiği ifade edildi.
“Kalkınmanın topyekûn gerçekleşebilmesi için seslerini daha kolay duyurabilen merkezdeki STK’ların yanı sıra yerel STK’lara da odaklanılması ve bu STK’ların kapasitelerinin geliştirilmesi önemlidir. Bunu yaparken farklı bölgelerdeki STK’ların o bölgeye özgü öncelik, ihtiyaç ve sorunları tespit edilmeli ve politika, tedbir ve stratejiler hazırlanırken bunlar göz önünde bulundurulmalıdır.”
Raporda sivil toplumun yeni olmayan bir geçmişe sahip olduğu ancak gelişme göstermesi gereken başlıklar olduğu not edildi.
Son yıllarda dernek ve vakıf sayılarındaki artışa rağmen Türkiye’deki STÖ’lerin topluma etkisinin sınırlı olduğu, kişi başına düşen dernek ve vakıf sayılarının ise gelişmiş ülkelere göre düşük kaldığı söylendi.
“Gerek STK’ların gerekse üye veya gönüllülerinin sayılarının artması, STK’ların temsil ettikleri kitleler ve daha genel olarak toplumla ilişkilerinin gelişmesi, toplum gözünde meşruiyetlerinin artması, aktif vatandaşlığın ve nihayetinde sivil toplumun güçlenmesi için önemlidir.”
Sivil toplum örgütlerinin önemli bir kısmının kurumsal gelişmeye kaynak ayıramadığı da belirtirken, STÖ’lerin gönüllülük anlayışını kaybetmeden kurumsal ve mali olarak daha organize ve güçlü yapılar olması gerektiği, sürdürülebilir mali kaynaklar yaratılmasının ise STÖ’lerin verimlilik ve sürekliliğine katkı sağlayacağı belirtildi.
Gönüllülük politikalarının geliştirilmesi gerekiyor
Gönüllüğün artış göstermekle birlikte nüfusa oranla hâlâ çok sınırlı olduğu belirtilen raporda, farklı gönüllülük türlerinin geliştirilmesi için politikalar üretilmesi gerektiği ifade edildi. Gönüllü sayısında kamu ve özel sektör çalışanlarının daha fazla, genç ve emeklilerin ise sınırlı olduğu söylendi.
“Emekli gönüllülüğü (gümüş gönüllülük) veya beyaz yakalı çalışanların uzmanlık alanlarında sağlayacakları gönüllülük (pro-bono gönüllülük) gibi farklı türde gönüllülük türlerinin geliştirilmesi için politikalar üretilmesi gerekmektedir.”
Raporda gönüllüğün tanımlanmasının ve gönüllüğe ilişkin veri toplanmasının da sivil toplumun gelişimine katkı sunacağı belirtildi.
“Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından 2024-2028 döneminde uygulanması planlanan Taslak Sivil Toplum Strateji Belgesi ve Eylem Planı, gönüllülüğün teşvik edilmesine yönelik faaliyetler içermektedir. Bu çalışmalar kapsamında gönüllülük kavramının tanımlanması, bu tanım kapsamında farklı türdeki STK’lardan gönüllülüğün mevcut durumuna yönelik düzenli veriler toplanması gereklidir.”
Kutuplaşmanın sivil alana yansımasının önüne geçilmeli
Raporda dikkat çeken bölümlerden biri de toplumdaki kutuplaşmanın sivil topluma yansıması oldu. Toplumdaki kutuplaşmanın sivil alana yansıdığı, STÖ’lerin kendi gibi düşünmeyen gruplarla iletişim kurmadığı, kendi görüşüne yakın olmayan başka STÖ’lerle, paydaşlarla bir araya gelmekten kaçındığı, toplumsal hoşgörü ve kişilerarası güven sorunlarının ise sivil toplumda kendini yeniden ürettiği söylendi.
“STK’ların çalıştıkları konuları ortak kesen noktalar üzerinden bakabilmesi, STK’ların kendi tematik alanları dışında çalışan paydaşlarla bir araya gelip konuşabilmeleri STK’ların etkisini artırmada faydalı olacaktır.”
Dijitalleşme AB’nin sivil toplum desteklerini etkileyecek
AB’nin orta ve uzun vadeli perspektifinde öne çıkan üç temel konudan biri olan dijital dönüşüme de işaret edilen raporda, dijitalleşmenin etkilerinin sivil toplum alanındaki temel gelişme eğilimlerinden biri olduğu söylendi.
“AB’nin orta ve uzun vadeli perspektifinde 3 temel konunun öne çıktığı görülmektedir. Bunlar ikiz dönüşüm olarak anılan iklim değişikliğiyle mücadele, dijital dönüşüm ve döngüsel ekonomidir. AB’nin bu önceliklerinin önümüzdeki yıllarda sivil toplum desteklerine de yansıyacağı öngörülmektedir.”
Dijitalleşme süreçlerinin gönüllülük ruhunun olumsuz etkilenmesi, siber saldırılar ve kişisel verilerin korunması gibi konularda risk taşımasına karşın, çevrimiçi kampanya, dilekçe ve oy verme gibi araçlarla yurttaşların karar alma mekanizmalarına katılımını dönüştürecek imkanların geliştiği ve “dijital demokrasi” kavramının kullanılmaya başladığı not edildi.
Komisyonda kimler var?
İçişleri Bakanlığından Ahmet Türköz’ün başkanlığını yürüttüğü özel ihtisas komisyonun raportörü ise Liverpool Üniversitesi'nden Avrupa Birliği üzerine çalışmalarıyla tanınan Doç Dr. Özge Zihnioğlu.
Sivil topluma ilişkin çalışmayı yürüten komisyonda kamu kurumları ve üniversite temsilcileri dışında Yerel Gençlik Dernekleri Ağı (YGDA), Türk Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (TÜSİAD), Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı, Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ), İlke Eğitim Kültür Derneği, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), Sivil Toplum Merkez Üssü, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV), Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ), Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) ve Etki Yatırımı Platformu (Etkiyap) temsilcileri yer aldı.
Kalkınma Sürecinde Sivil Toplum Kuruluşları Özel İhtisas Komisyonu Raporu’nu detaylı incelemek isterseniz ekteki dökümanı bilgisayarınıza indirebilirsiniz.