Ana içeriğe atla
Image
idrak soğan
04.May.2021
Share
Bazen insan kendini soğan gibi hissedebilir.  “Soğan da nereden çıktı?” demeyin, yokuş aşağı, freni patlamış kamyon gibi hissetmekten iyidir.  Acaba?

İdrak Meselesi

Mesela bir mesele, altın çıkartmak için ülkenin doğası perişan ediliyor. Çok üzülüyoruz, üzülmekle kalmıyor, protesto ediyoruz. 

Mesela akıllı telefondan mesaj paylaşıyoruz, kampanya yapıyoruz. Paylaşmak gibisi yok. 

Ama akıllı telefonda 0.034 gr altın var. 

Kuş burnu kadar bir şey, lafı mı olur?

İstatistiklere göre, 3.6 milyar kişi akıllı telefon kullanıyor (2023 yılı öngörüsü 4.3 milyar1 ) ve bunlar 11 ayda bir telefon değiştiriyorlar. Yılda 120 tona yakın altın tüketimi demek. 

Ama pili bitiyor, ne yapalım?

Akıllı telefonlarda ayrıca itriyum, lantan, terbiyum, neodim, gadolinyum gibi nadir elementler de var, çıkartmak oldukça zor ve bunları elde etmek uğruna ülkeler sömürgeleştiriliyor, insanlar yerlerinden yurtlarından oluyorlar, madenlerde çocuklar...

Çok tweetable cümle, değil mi ama? 

Dünya kuyumculuk sektörünün döndürdüğü para yılda 300 milyar ABD Doları düzeyinde. Bu yarışta geri kalmamak uğruna, biz de her yıl 250 – 300 ton altın mücevherat işliyoruz2

Şimdi de kuş burnu küpemize, iki dirhem kolyemize, incir çekirdeği yüzüğümüze göz mü dikildi?

Estağfurullah…!   

İdrak bir farkına varma meselesi, ama daha da ötesi olmalı. 

Kolyeyi, yüzüğü boş ver, altın madenleri çok kötü, baksana ormanları ne hale getirdiler? 

Orman meselesi demişken, son 15 yılda Türkiye ormanlarından yakacak odun niyetine kesilen ağaç miktarı 2.5 kat artarak 31 milyon metreküp oldu biliyor musunuz?  

Lahmacun fırınlarıdır, hamamlar bir de.

Hiç değil…! 

Mobilya sektörü sunta, OSB, MDF, laminat parke gibi ahşap esaslı levha ihtiyacını “yakacak odun” adı altında ormanlardan elde ediyor.  Yeni mobilya lazım. 

Kuş burnu komodin, incir çekirdeği sehpamıza da mı göz dikiliyor? 

Yollar yapılıyor biz daha çok ve daha hızlı seyahat edebilelim diye, kentler genişliyor biz refah içinde büyüyelim diye ve madenler çıkıyor kuş burnu, incir çekirdeği diye diye.

Bu esnada cep telefonunun da pili bitiyor.

İdrak bir anlama meselesi, ama daha da ötesi olmalı. 

Soğan malum katman katman, en derinde de cücüğü var. 

Biz dışarıdaki katmanları soydukça, o katmandan sıyrılan yük, merkezdeki cücüğün omzuna biniyor olsun mu? 

Medeniyet kurduk, kolay mı? Büyük mesele

Dünya’daki tüm vahşi hayvanların %83’ünün, bitkilerin %50’sinin köküne kibrit suyu dökerek üstelik. Artık yaşayan memelilerin %60’ı etini yemek için yetiştirdiğimiz hayvanlar, %36’sı biziz, %4 de yaban hayatı, fille gergedanı yemiyoruz nitekim . 

Bir milyar sığır var mesela. 

Kesip kesip yiyoruz. Onları beslemek için mısır, soya, hububat ekiyoruz, su ve petrol tüketiyoruz, paketliyoruz, kıtalar arası taşıyoruz. 

Memeliler böyle de kanatlılar farklı mı?
Dünya’daki kanatlı nüfusunun %70’ini tavuklar oluşturuyor artık, yaban hayatındaki kuş nüfusu %30’un altında.

Medeniyeti kurarken önce alfabeyi bulduk, ilk harfine kalkıp "Aleph/sığır" dedik.  Sığır başı şeklindeki piktogram zamanla evrile devrile alfa oldu, ‘A’ oldu. 

Samanyoluna, milkyway yani kutsal ineğin süt yolu dendi… Sonra, günü geldi o sığır alfabeden kovuldu, iyi mi?  
Günümüzde artık, sığır da tavuk da kuzu da tıpkı su gibi, toprak gibi bir ‘mal/meta’ oldular.  Nicelik niteliği ezme yarışında öne geçti ve insan bu gidişe karşı neden direnmesi gerektiğini unuttu. 

“Ne yani, kuş gözü şiş kebabı da mı çok görüyorsun?”

Sadece Avrupa’da her yıl 88 milyon ton gıda çöpe gidiyor. 

Bedeli mi?

Hiç sormayın… 143 milyar Euro .  Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Organizasyonu (FAO) verilerine göre küresel ölçekte üretilen gıdanın üçte biri çöpe. Avrupa Komisyonu bu meseleyi artık bir “etik mesele ” olarak tanımlıyor. 
Ama ne yapalım, sofranın zengin görünmesi hoşuma gidiyor, berekettir. Porsiyonlar dolu dolu olsa fena mı? Ertesi güne yeni yemek lazım, elalem sofra görsün, mide doysa göz doymuyor, göz doysa ego aç, açız aç…! 

İdrak bir olgunlaşma meselesi, ama daha da ötesi olmalı. 

Günümüzde 800 milyon insan gündelik ihtiyaçlarını karşılayacak besine ulaşamıyor. Ama adaletsizlik, ama eşitsizlik, ama sömürü, ama sistem bozuk… 

Biz kuşkusuz masumuz. 

“İdrak” sözcüğünün antipotu herhalde “riya” olurdu.  Konacak dal arayan kuşlar gibiyiz, nasıl da inandırıyoruz kendimizi içine sığındığımız şu görünme biçimine?

Bu da nasıl bir soğansa, kaldır kaldır bitmiyor tabakalar. 

Görünme biçimi ilginç bir konu, bizi idrak etme eylemine belli bir mesafede tutarak, kendi gerçeğinde muhafaza ediyor. 
“Ben kimim?” den ziyade, “ben nasıl görünüyorum?” meselesi öne çıkıyor. Dil de sağ olsun buna hizmet ediyor, giyim kuşam, yaşam biçimi… Bir şablonda nesneleşme hali dedikleri mi bu? 

Şikâyet ediyoruz, ‘derneğe üye olmuş bir kere bile uğramıyor’. ‘Yönetim kurulu üyesi, ama bir arayıp sormuyor ne yapıyoruz’; ‘gençler neden gelmiyor?’ ‘İnsanlar duyarsız’…   

İdrak bir tanıma meselesi, ama daha da ötesi olmalı. 

Gençleri eleştiriyoruz, “işleri güçleri selfie”. 

Hayatımıza bir baksak, şu gardıropta duran dizi dizi giysiler, say say bitmeyen ayakkabılar, gerekli gereksiz değişen arabalar, telefonlar, takılar, eşyalar… Nesnenin çekimini ve dönüştürücü gücünü görebiliyor musunuz? 

Müthiş, değil mi? 

Gündelik hayat topyekûn selfie manzumesi. 

İdrak bilme meselesi, uyanma meselesi, nesneye dönüşme halinden sıyrılma meselesi. O soğanın kabuklarını kaldırdıkça elimize kalan yüklerle, özgül ağırlığı artan cücüğü kaldırma, kabul etme meselesi. 

1.https://www.statista.com/statistics/330695/number-of-smartphone-users-worldwide/
2.https://ticaret.gov.tr/data/5b87000813b8761450e18d7b/M%C3%9CCEVHERAT%20SEKT%C3%96R%20RAPORU%202020.pdf

İlgili İçerikler
Image
dijital

Herkes Dijital Sever Eğitimine Başvur

STOK Herkes Dijital Sever Eğitimleri Haziran Ayında Ankara'da Başlıyor.