Ana içeriğe atla
Image
stgm
Share
Çocuk haklarını savunurken sağlam bir hukuki bilgi, en büyük dayanağımız. Sahada çalışan pek çok STÖ temsilcisinden şu soruları duyuyoruz: Bir ihlalden şüphelendiğimizde yetkimiz ne? Bildirim yaparsak sorun yaşar mıyız? Ceren Fırat Ayten, iki günlük yazı dizisinde hak ihlali durumlarında sivil toplumun yasal sorumluluklarını ve bildirim süreçlerindeki kritik noktaları ele alıyor.

STÖ’ler İçin Yol Haritası I Bir çocuk risk altındaysa STÖ’ler ne yapmalı?

Sivil toplum örgütleri için faaliyet alanlarında karşılaştıkları ihmal veya istismar vakalarını bildirmek sadece etik bir sorumluluk değil; hem yasal bir zorunluluk hem de "çocuğun üstün yararı" ilkesi uyarınca hayati bir görev.

Bir önceki yazımızda konunun hukuki çerçevesine odaklanmıştık; bugün ise bildirim süreçlerinin güvenli ve doğru bir şekilde nasıl yürütülebileceğine dair pratik önerilerimizi paylaşıyoruz.

STÖ’lerin ihbar sorumluluğu var mı?

Hemen söyleyelim: Evet. 

Çocuk Koruma Kanunu’nun 6. maddesi, çocuğun korunma ihtiyacı içinde olduğunun bildirilmesi konusunda, belli kurum ve kuruluşlara açık bir yükümlülük getirir.

Madde 6/1’e göre; "Adli ve idari merciler, kolluk görevlileri, sağlık ve eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, korunma ihtiyacı olan çocuğu Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bildirmekle yükümlüdür.”

Bu yükümlülüğün uygulamadaki çerçevesi ise Çocuk Koruma Kanunu’nun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ile ayrıntılandırılmıştır. 

Yönetmelik, korunma ihtiyacı olan çocukların tespiti, ilgili kurumlara bildirilmesi ve sonrasında yürütülecek sosyal inceleme ile koruyucu ve destekleyici tedbir süreçlerinin hangi kurumların koordinasyonuyla yürütüleceğini düzenler. Böylece kanunda öngörülen bildirim yükümlülüğü yalnızca ilkesel bir sorumluluk olarak kalmaz; farklı kurumların işbirliği içinde hareket ettiği ve çocuğun üstün yararını esas alan bir koruma mekanizmasının parçası haline gelir.

Bu hüküm STÖ’ler açısından son derece kritik bir kazanım anlamına geliyor. Yani artık bir STÖ’nün herhangi bir istismar veya ihmal vakasıyla karşılaştığında “acaba bildirmem gerekir mi?” ya da “benim yetkim var mı?” diye tereddüt etmesine gerek yok.Bir STÖ, risk altındaki bir çocuğu devletin ilgili koruma birimlerine, yani Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İl Müdürlüklerine veya Sosyal Hizmet Merkezlerine bildirmekle yükümlüdür.   

Hangi durumlarda ve nereye bildirim yapmalıyız? 

Kanun, “korunma ihtiyacı olan çocuk” tanımına giren her türlü durumu bildirim kapsamında değerlendiriyor. Örneğin,
çocuk ihmal ediliyorsa,

  • istismara maruz kalıyorsa,
  • cinsel veya ticari sömürü amaçlı kullanılıyorsa, 
  • suç mağduruysa, 
  • hayatı veya güvenliği tehlike altındaysa vakit kaybetmeden resmi koruma mekanizmasına bildirim yapılmalıdır.

Bildirim genellikle Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüklerine veya Sosyal Hizmet Merkezleri (SHM) aracılığıyla yapılır. Ancak bildirimin tek muhatabı sosyal hizmet kurumları değildir. Eğer ortada bir suç şüphesi varsa adli mercilere de bildirim yapılması gerekir. 

Çoğu durumda yargı süreci ile sosyal hizmet müdahalesi eş zamanlı yürütülür.

Acil risk durumlarında ise bildirim yalnızca kurumsal başvurularla sınırlı değildir. Çocuğun güvenliğinin derhal sağlanması gereken durumlarda 112 Acil Çağrı Merkezi üzerinden ilgili birimlere hızlı şekilde ulaşılabilir. Ayrıca çocuk koruma ve sosyal hizmet desteğine ilişkin durumlarda 183 Sosyal Destek Hattı aracılığıyla da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı birimlerine bildirim ve yönlendirme yapılabilmektedir.

Türk Ceza Kanunu’nda suçu bildirmemenin karşılığı nedir? 

Çocuk Koruma Kanunu bildirim yükümlülüğünü düzenlerken, Türk Ceza Kanunu (TCK) da bildirimde bulunmamanın yaptırımlarını belirler.

TCK’nın “suçu bildirmeme” başlıklı 278. maddesine göre, işlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabilir. 

Bu hüküm herkes için geçerlidir. Yani suçu öğrenen herhangi bir vatandaş, eğer devam eden bir suçu bildirmezse sorumluluk altına girer. Üstelik mağdur 15 yaşını doldurmamış bir çocuk ise verilecek ceza yarı oranında artırılır. 

Bu düzenleme, çocukların söz konusu olduğu durumlarda bildirim yükümlülüğünün ne kadar kritik görüldüğünü ortaya koyar.

Kamu görevlileri ve sağlık çalışanları için durum nasıl?

Türk Ceza Kanunu görevi gereği suçları takip etmesi beklenen kişiler için daha ağır bir sorumluluk öngörür.

Türk Ceza Kanunu’nun 279. maddesine göre, bir kamu görevlisi görevi sırasında öğrendiği bir suçu yetkili makamlara bildirmez veya bildirmekte gecikirse altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabilir. Eğer bu suçu bildirmeme fiili bir adli kolluk görevlisi (örneğin bir polis memuru) tarafından işlenirse ceza yarı oranında artırılır.

Benzer şekilde TCK’nın 280. maddesi, sağlık meslek mensuplarının suçu bildirmemesini düzenler. Görevi sırasında bir suçun izini veya belirtisini gören doktor, hemşire gibi sağlık personeli bunu bildirmez veya geciktirirse bir yıla kadar hapis cezası alabilir. Özellikle sağlık çalışanlarının çocuk istismarı vakalarını fark etmeleri durumunda bildirim yapmamaları bu madde kapsamında suç sayılır.

Cezai hükümler STÖ temsilcilerini nasıl ilgilendiriyor? 

STÖ’ler kamu görevlisi statüsünde olmayabilir. Ancak TCK’nin 278. maddesinin genel hükmü herkes için geçerli olduğundan, bir STÖ çalışanı işlenmekte olan bir suçu bildirmezse bu madde kapsamında sorumlu tutulabilir.

Örneğin bir çocuk istismara uğruyorsa veya ciddi ihmale maruz kalmışsa ve bunu bilmesine rağmen yetkililere bildirmeyen bir dernek çalışanı 278. maddeye göre suçu bildirmeme kapsamında sorumluluk taşıyabilir. Bu durumda mağdurun çocuk olması nedeniyle cezası da artırımlı olacaktır. 

Eğer STÖ personeli aynı zamanda psikolog veya doktor gibi sağlık çalışanı ise bu durumda TCK’nin 280. maddesi de devreye girebilir. 

Dolayısıyla bildirim yükümlülüğüne aykırı davranmanın yaptırımı oldukça ciddidir.

Kanun koyucu bir yandan çocuğu korumak için ihbarda bulunmayı zorunlu kılarken, diğer yandan ihmal edenlere ceza öngörerek bu zorunluluğu desteklemektedir. 

Yanlış ihbar durumunda ne olacak? 

Bildirim yükümlülüğünün uygulanmasında kritik bir denge gözetilmelidir: Bir yandan çocukları koruma altına alacak ihbar mekanizması kararlılıkla işletilirken, diğer yandan asılsız veya kötü niyetli bildirimlerin yaratabileceği mağduriyetlere karşı da azami dikkat gösterilmelidir. 

Ancak STÖ çalışanları iyi niyetle ve gerçek bir risk gördüklerinde “ya yanlışsa?” korkusuyla sessiz kalmamalıdır. 
Türk Ceza Kanunu’nun 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenen bildirim yükümlülüğüne dair hükümler, ihmal ve istismarın gizlenmesini önlemeyi amaçlayan güçlü birer caydırıcı unsurdur. Dolayısıyla, dürüstlük ve iyi niyetle yapılan her bildirim; hem 'çocuğun üstün yararını' gözeten hukuki bir görev hem de toplum vicdanının vazgeçilmez bir gereğidir.

Unutmamak gerekir ki: Bir eylemin suç teşkil edip etmediğine karar vermek STÖ’lerin değil, soruşturma makamlarının görevidir. Bizim sorumluluğumuz riskli durumu yetkililere bildirmektir.

STÖ’ler için bildirim sürecinde öneriler

Yasal çerçeveyi ve sorumluluklarımızı özetledik. Peki, pratikte bildirim süreçleri nasıl yönetilebilir? Birkaç öneri:

  • Örgüt içi çocuk koruma politikası geliştirin

Öncelikle her STÖ’nün kendi bünyesinde yazılı bir çocuk koruma politikası ve bildirim protokolü olmalıdır. Bu politikada,

  • riskli bir durum görüldüğünde hangi adımların atılacağı,
  • kimin sorumlu olduğu,
  • hangi kurumlara bildirim yapılacağı açıkça belirtilmelidir. 

“Önce proje koordinatörüne bildirim yapılması, ardından birlikte ALO 183 Sosyal Destek Hattı aranması ve yazılı bir rapor hazırlanması” gibi net prosedürlerin tanımlanmış olması, hem vakit kaybını önler hem de herkesin sorumluluğunu açık biçimde ortaya koyar.

Bununla birlikte, kurumsal bir koruma kültürünün yerleşmesi için örgüt bünyesindeki tüm çalışan ve gönüllülerin bu prosedürlere hâkim olması şarttır. Söz konusu mekanizmaların işlerliğini korumak amacıyla periyodik eğitimler düzenlenmeli ve bildirim süreçleri düzenli aralıklarla güncellenerek tazelenmelidir.

Bir bilgi: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çağrı merkezlerinden ALO 183 Şiddetle Mücadele Hattı aracılığıyla; aile, kadın, çocuk, engelli, yaşlı, şehit yakınları, gaziler ve gazi yakınlarına yönelik hizmetlerle ilgili çağrılar değerlendirilmekte ve rehberlik ile danışmanlık hizmeti sunulmaktadır.

  • Çocuğun güvenliğini ilk sıraya koyun

Bildirim sürecinde öncelik çocuğun güvenliğidir. Eğer çocuk, faille aynı ortamdaysa veya acil tıbbi yardıma ihtiyacı varsa yani tehlike altındaysa mümkün olan en kısa sürede çocuğu güvende olacak bir yere almaya çalışın. Eğer bunu yapamıyorsanız yetkililerin almasını sağlayın. Unutmayın, bu süreçleri sosyal hizmet yetkilileriyle koordineli götürmek önemlidir.

  • Gözlemlerinizi belgeleyin

Bildirim yaparken elinizdeki bilgileri mümkün olduğunca belgelendirerek sunmaya çalışın. Çocuğun ifadelerini tarihle birlikte not edin. Morarma, yara gibi fiziksel bir belirti gözlemlediyseniz bunu kaydedin.

Bunları yaparken çocuğu travmatize edecek sorgulamalardan kaçınmak önemlidir. Çünkü çocuklarla temas eden herkes için temel ilke, çocuğun üstün yararını gözetmek ve zarar vermeme (do no harm) yaklaşımını esas almaktır. Bu nedenle ayrıntılı sorgulama yapmak veya çocuğu yeniden anlatmaya zorlamak yerine, ilk gözlemleriniz ve çocuğun paylaştıkları çerçevesinde durumu ilgili kurumlara aktarmak en doğru yaklaşımdır. 

Unutmayın, sizin rolünüz olayı soruşturmak değil; risk durumunu fark ederek çocuğun korunmasını sağlayacak mekanizmaların devreye girmesine katkıda bulunmaktır.

  • Yetkili kurumlara hızlı şekilde ihbarda bulunun

Yukarıda da vurguladığımız gibi emniyet, jandarma ve savcılık gibi adli mercilerin bilgilendirilmesi ile sosyal hizmet kurumlarının harekete geçirilmesi süreçleri, genellikle birbirini tamamlayacak şekilde paralel olarak yürütülür.

  • Diğer STÖ’lerle iş birliği yapın

Çocuklarla çalışan diğer STÖ’lerle iletişim halinde olmak süreçleri güçlendirebilir. Ancak bu iş birliklerinde gizlilik ilkesine mutlaka dikkat edilmelidir.

  • Gizlilik ve hassasiyet

Bildirim sürecinde çocuğun ve ailenin mahremiyeti korunmalıdır. Unutmayın, vakayla ilgili bilgi paylaşımı “bilmesi gereken kişilerle sınırlı” olmalıdır. Yasal bildirim mercileri dışında paylaşılan her detay çocuğa zarar verebilir ve gizlilik ilkesini zedeleyebilir.

  • Kendinizi ve ekibinizi psikolojik olarak destekleyin

İstismar ve ihmal vakalarıyla çalışmak duygusal olarak zorlayıcı olabilir. Bildirimden sonraki süreç ise stresli olabilir. Bu nedenle ekip içinde destek mekanizmaları kurmak ve gerektiğinde süpervizyon veya psikolojik destek almak önemlidir.

Sonuç niyetine; 

Çocuk hakları alanında çalışan STÖ’ler için bildirim yükümlülüğü zorlayıcı gibi görünse de çocukları koruma misyonumuzun yasal bir tamamlayıcısıdır. 2005’ten bu yana yürürlükte olan Çocuk Koruma Kanunu ve ilgili mevzuat bu konuda bize yol gösteriyor: Risk altındaki bir çocuk gördüğümüzde sessiz kalamayız. Zira Kanun, gerekli bildirimi yapmamızı emrediyor ve bunu yaparken de bize iş birliği kanalları açıyor.

Bildirim süreçlerinde rehber ilkemiz ise her zaman aynı: “Çocuğun üstün yararı”.

Çocuk hakları için el ele verirken, kanunların bize tanıdığı imkanları en iyi şekilde kullanmak ve mücadele alanını genişletmek dileğiyle…

Image
STGM

STGM Youtube Kanalına abone olun!

STGM YouTube Kanalı'nda çeşitli eğitimler, sunumlar ve sivil alana dair güncel tartışmalar yer alıyor. Kanalımızı şimdi inceleyin, abone olun.